DOLAR

44,6304$% 0.11

EURO

52,5769% 0.46

GRAM ALTIN

6.811,84%-0,26

ÇEYREK ALTIN

11.218,00%-0,65

TAM ALTIN

45.008,00%-0,73

Sabah Vakti a 02:00
Şanlıurfa HAFİF YAĞMUR 10°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Meltem Yalçın

Meltem Yalçın

11 Nisan 2026 Cumartesi

Kuşlar Aynı Kuşlar Değil

Kuşlar Aynı Kuşlar Değil
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Aynı Kuşlar Değil

Bir anda düşündüm…

Kuşlar da değişiyor.

Oysa ben,

çocukluğumdan beri

aynı kuşlar uçuyor sanırdım gökyüzünde.

Sanki beni tanıyorlar,

hayatıma tanıklık ediyorlar,

benimle birlikte büyüyorlar…

Değilmiş.

Hepsi birbirine benziyor sadece.

Aynı gökyüzünü paylaşıyorlar,

ama

aynı değiller.

Geçen gün canım ıhlamur istedi.

Aradım… bulamadım.

Tam vazgeçmiştim ki

bir dükkânda karşıma çıktı.

Sevindim.

Üç paket aldım.

Eve geldim, demledim…

Ama tadı

bildiğim gibi değildi.

Eskiden

soba üzerinde kaynardı gün boyu,

bazen iki gün.

Üstünde su çekerler,

yavaş yavaş ısınan bir hayat olurdu.

Çay içilirdi normalde,

ama annem derdi ki:

“İç, bu boğaza iyi gelir.”

Çay pahalıydı,

ıhlamur bahçedendi.

Çok uzun yıllar oldu.

İçerken

bir şeyleri hatırlamak istedim.

Ama anılar

eski bir çeyiz sandığı gibiydi;

oymalı, kapalı, kilitli.

Üstüne yorganlar, döşekler konmuş,

kaldırılmış,

bir daha bulunamamış.

Ben de

ne söylemek istediğimi

bir yerde kaybettim.

Zaman,

kuşları,

tadı,

kokuyu alıp götürürken,

ben o sandığın başında durup

neyi özlediğimi anlamaya çalıştım.

Ve anladım ki:

Ben

ıhlamurun tadını değil,

o tadın içindeki hayatı özlemişim.

Zaman,

sadece hatıraları değil,

hatırlayanı da değiştiriyor.

Meltem Yalçın

#zaman

#ıhlamur

#hatıralar

#kuşlar

#Şiir

#kitap

Devamını Oku

Eskiden Çok Ciddiye Alırdım

Eskiden Çok Ciddiye Alırdım
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Eskiden Çok Ciddiye Alırdım

Eskiden çok ciddiye alırdım her şeyi,

Kelimeleri, yolları ve bitmeyecek sanılan aşkları.

Annem beni dışarı gönderdiğinde

kırılmayan bir gururla yürürdüm duvar kenarlarından,

dikkatli…

Gözüm arabalarda, aklım dünyanın ağırlığında.

Annemin elinden aldığım o yumurtalı ekmeği

dökmeden, düşürmeden babama götürmek,

dünyanın en mühim vazifesiydi benim için.

Sonra bir gün döndüm arkamı o koca kalabalığa.

Baktım, milyarlarca insan gelmiş benden önce,

milyarlarcası da sırasını bekliyor

hayal kırıklıklarının.

Bir el bulamadım tutacak,

bir göz bulamadım sığınacak.

Vazgeçtim o büyük ciddiyetten.

Yoruldum

ve usulca bıraktım yüklerimi.

Ama bak, yine bahar geldi işte.

Pazar torbalarından yayılan o taze koku,

biberin yeşili, domatesin kırmızısı,

hele o can erikleri, kirazlar, yeni dünyalar…

Yine doldurdu mutfağın ortasını,

çiçekli bir ağacın gölgesi gibi

serildi odaya.

Anladım ki hayat büyük kavgalarda değilmiş;

özenle taşınan bir parça ekmekte,

ve o taze meyvelerin kokusunda

saklıymış anlam.

Dünya dönüyor,

varsın eskisi kadar acıtmasın canımızı.

Bazı şeyler eksik kalsın,

bazı insanlar yarım hatırlansın.

Yine de bir mutfak ışığında,

bir bahar sabahında,

insan içinden usulca

affedebiliyormuş hayatı.

Meğer yaşamak

her şeyi çözmek değilmiş;

biraz eksik, biraz yorgun, biraz kırgın,

ama hâlâ kiraz mevsimini sevecek kadar

insan kalabilmekmiş.

Meltem Yalçın

#bahar

#yük

Devamını Oku

Son Kiraz Çiçeği

Son Kiraz Çiçeği
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Son Kiraz Çiçeği

Livaneli’nin sesi dolarken odaya,

yorgun argın sustum.

İşten gelmişim;

hayatın o bitimsiz rutini

beni benden alıp

bir köşeye fırlatmış gibi.

Anladım o an:

son ağladığım gün,

aşkın o yavaş, o sıcak rengi

çekilip gitmiş.

Ben onu öptüm…

Baharın koynunda açan

bir kiraz çiçeği gibi,

taze bir tomurcuğun ürkekliğiyle öptüm.

Ama yalnız onu değil;

masmavi göğü, kara toprağı,

ağlamaktan buğulanan o canım cam kenarlarını,

geceleri sığınıp derdimi anlattığım

o balkonları da…

Hepsini, her şeyi

son kez öptüm.

Sanırım hepimiz o gün öldük,

o kiraz dalı kırıldığı an.

Ve ertesi sabah

yepyeni, buz gibi bir düzene uyandık.

Daha yaşlı bir sabaha,

daha hızlı, daha hissiz bir zamana…

Acımanın yasaklandığı,

her şeyin çarçabuk geçiştirildiği

o garip boyuta.

Artık aşklar yok orada;

yalnızca hıza yetişen adımlar var.

Ve biz,

o sıcak, sade dünyadan kopup gelenler,

şimdi bu yeni boyutta

ceplerinde paslı bir özlem taşıyan,

hayatın anlamını arayan

gölgeleriz.

Sustu işte…

Ne kiraz çiçeği kaldı,

ne o balkonlar.

Sadece Zülfü’nün sesi

ve benim,

yavaş yavaş kaybolan

o eski halim.

Meltem Yalçın

#Şiir

#zaman

#aşk

#gençlik

#yaşlılık

#rutin

#unutulmuşluk

Devamını Oku

Her Şey Yolunda

Her Şey Yolunda
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Her gün aynı markete giderim.

Benim için bu, sadece bir alışveriş değildir; hayatın rayında gittiğinin sessiz bir işaretidir.

Rafların arasında ağır ağır dolaşırım.

Yoğurdun en tazesini seçer, yanına bir iki meyve iliştiririm.

Belki bir tatlı, belki tuzlu bir atıştırmalık…

İndirimli ürünlerin üzerindeki yazıları, bir dost mektubu okur gibi yavaşça incelerim.

Acele etmeden.

Zaten acelem yoktur.

Kimine göre sıkıcı gelebilir bu tekdüzelik.

Ama benim için büyük bir zaferdir bu.

Yeni bir acı gelmesin de,

varsın hayat biraz durağan olsun.

Kötü haberlerin uğramadığı her gün,

aslında gizli bir bayramdır.

Elimde poşetlerle eve dönerken başımı kaldırıp apartmanlara bakarım.

Her pencere, başka bir hikâyenin ışığıyla yanar.

Bir üst katta tencerenin kapağı tıkırdar,

yan binada bir çocuk babasına gününü anlatır.

Sesler birbirine karışır.

Sokağın kendi halinde, küçük bir huzur senfonisi oluşur.

Herkes kendi evinde,

kendi küçük dertleri ve büyük umutlarıyla akşamı karşılar.

Hayatın devam ettiğini bilmek,

bu sıradanlığın bir parçası olmak…

İnsanın içini ısıtır.

Mutfağıma girerim.

Her şey yerli yerindedir.

Bulaşıklar yıkanmış,

o meşhur sarı bezim yine musluğun kenarındadır.

Kombinin yanındaki küçük masama geçerim.

Kahvemi koyarım.

Balkon kapısını aralarım.

İçeriye, güneşle karışık tatlı bir serinlik dolar.

Dışarıdan gelen insan sesleri…

Uzakta bir araba kornası…

Komşunun terliğinin zeminde çıkardığı o hafif tık tık…

Hayat oradadır.

Akıp gidiyordur.

Benim evimde suyum var.

Ocağımda yemeğim.

Telefonun ucunda sevdiklerimin sesi.

İşte bütün servetim bu.

Sessiz.

Sakin.

Güvenli.

Tek bir şey olmasın yeter:

kötü bir haber.

Varsın hayat böyle kalsın.

Biraz sıradan.

Biraz aynı.

Çünkü bazen

insanı ayakta tutan şey

tam da budur:

değişmeyen bir günün huzuru.

Devamını Oku

İnsanın Kendine Açtığı Savaş

İnsanın Kendine Açtığı Savaş
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Antikorlarım

kendi bedenime savaş açmış.

Doktorun masasındaki kâğıtta

ince bir yazıyla duruyordu kelime:

Hashimoto.

O an tuhaf bir şey anladım.

Meğer insan

kendine de saldırabiliyormuş.

Ben yıllardır

kendime sert davranırken,

kendime kızarken,

kendimi suçlarken

bedenim de bana katılmış.

Boğazım düğümlendi.

Çok üzüldüm.

Bilmiyorum.

Başka türlü olabilir miydi her şey?

Belki

orada bırakmayabilirdim kendimi.

İkiye bölüp

en hassas yerimi

bir sandalyenin sırtına asılmış

ince bir hırka gibi

orada unutmayabilirdim.

Ama insan

kendini taşımak ağırlaşınca

nasıl yürür hayatta?

Bir yerden sonra

kendi kalbin bile

insana fazla gelir.

Ben de bıraktım.

Yıllar önce.

Sessizce.

Orada bıraktığım parça

en hassas, en alıngan parçamdı.

Hayata tutunmaya çalışan,

seveni insana çabuk bağlanan,

çabuk inanan.

Aşka kolay düşen,

hayata bütün kalbiyle sarılan

ama bir o kadar da

kolay incinen.

Onu orada bıraktım.

Çünkü bana ağırlık yapıyordu.

Adeta paçamdan tutup

“gitme” diyen bir çocuk gibi

geri çekiyordu beni.

Kimse fark etmedi.

Otobüsler yine geçti sokaktan.

Balkonda çamaşırlar kurudu.

Çaydanlıklar kaynadı mutfaklarda.

Hayat

küçük seslerle devam etti.

Ama içimde

eksik bir yer vardı.

Sanki biri

ruhumdan küçük bir parçayı alıp

bir masanın üstünde unutmuştu.

Yıllar sonra öğrendim.

Çok stres yaşadım.

Kendimi dar bir ayakkabının içinde

saatlerce yürütür gibi sıktım.

Sonra bir gün

akşamüstü bir mutfakta

çay demlerken düşündüm:

Hayat

o kadar değersiz bir şey değil.

Ne oldu da

ben ona

“boş ver” diyecek kadar

yorgun düştüm?

Güzelim hayatım…

Ne oldu sana?

Bazen şimdi

her şey bir televizyon programı gibi geliyor.

Birileri bizi izliyormuş da

biz rol yapıyormuşuz gibi.

İnsanlar konuşuyor

ama sözler biraz ezber.

Herkes bir yerlere yetişiyor

ama kimse gerçekten gitmiyor.

Her şey

çok hızlı akıyor.

Ve ben bazen

bir sandalyeye oturup

şunu düşünüyorum:

Yıllar önce

orada bıraktığım şey

gerçekten kayboldu mu,

yoksa hâlâ

sessizce beni mi bekliyor?

Belki bir gün giderim.

Bir masanın kenarında

unutulmuş bir eşya gibi

onu alırım.

Tozunu üflerim.

Ve o zaman anlarım:

İnsan bazen

kendini bırakarak değil

kendine geri dönerek

büyür.

Meltem Yalçın

#Hashimoto

#otoimmünhastalık

#stresvehastalık

#kendinibulmak

#içseldönüşüm

#hayatüzerineyazı

#modernşiir

#ruhvebedenilişkisi

#iyileşmesüreci

Devamını Oku