DOLAR

43,4990$% 0.19

EURO

51,6240% -0.9

GRAM ALTIN

6.786,60%-9,85

ÇEYREK ALTIN

11.826,00%-7,26

TAM ALTIN

47.158,00%-7,26

Sabah Vakti a 02:00
Şanlıurfa ORTA ŞİDDETLİ YAĞMUR
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Gelin Bacı ve Zahide

“Gelin bacı, gelin bacı, uyandın mı?” diye seslenirdi Zahide her sabah bahçeden.

“Uyandım kız, gel Zahide, kapı açık,” derdi Gelin Bacı.

Zahide’nin gelişiyle evin havası değişirdi. Elinde üçü bir arada kahveler, bir paket sigara… İçeri girer girmez kahveyi hazırlar, sigarasını yakar, kesik kesik öksürüğüne aldırmadan kahkahasını patlatırdı.

Hayat hiç kolay değildi Zahide için. Yatalak kaynanasının bakımını üstlenmişti. İki çocuğu okula gider gelirlerdi. Evin düzeni, yükü, sabrı hep onun omuzundaydı. Kocası sağır ve dilsizdi, geçim için pazarlara çıkar, rengârenk balonlar, kemerler, cüzdanlar satardı. Sabahın erkeninde mahalleden geçtiğinde elindeki balonlar rüzgârla dalgalanır, yoksul sokak bir anlığına şenlik yerine dönerdi.

Zahide, bütün bu yorgunluğa rağmen şikâyet etmezdi. “Benim keyfim bu bacım,” derdi Gelin Bacı’ya. “Üçü bir arada kahvemi yaparım, sigaramı yakarım, kahkahamı da atarım. Hayat dediğin bu işte!”

Koskoca mahallede kimse kalmamıştı.

Kentsel dönüşüm başladıktan sonra herkes yavaş yavaş terk etmişti mahalleyi.

Koskoca bir yıkıntı alanına dönmüştü mahalle. Gelin Bacı kırk yıllık o kadar hatırayla dolu evini terk etmek istemiyordu.

Zahide de bir apartman dairesine kira ödemek istemiyordu. Sağdan soldan moloz topluyor yakacak yapıyor, suyu çeşmeden taşıyordu. Hem bahçesiz bir evde nasıl yaşanırdı?

Neyse ki Gelin Bacı da Zahide de o mahallede kalıp birbirlerine destek olmayı seçmişlerdi.

İkisi yan yana oturur, kahvelerini höpürdeterek içer, Hint dizilerinin bilmem kaçıncı tekrarını izlerlerdi. O abartılı sevdalara birlikte güler, kaynanaların kurnazlıklarına kızar, sonra kendi hayatlarına dönerlerdi. Diziden sonra el birliğiyle işlere girişirlerdi: Gelin Bacı’nın erişteleri kesilecekse Zahide bıçağı kapar, sarma sarılacaksa yaprakları o dizer, helvayı beraber kavurur, börekleri omuz omuza açarlardı.

Bir gün Zahide yine elinde telefonla gülerek geldi:

“Bacım, belediyeden mesaj geldi. Yarın gıda yardımı var, sakın bir yere gitme, evde ol.”

“Tamam Zahide, sağ ol. Yarın da kömür geliyor belediyeden. Senin oğlan sokağın başından torbaları taşısa, kömürlüğe koysa…” dedi Gelin Bacı.

“Taşır elbet, senin işine yarasın yeter,” diye karşılık verdi Zahide.

Gelin Bacı her gece dua ederdi:

“Allah’ım beni kimseye muhtaç etme. Hayırlı ölüm nasip et. Çocuklarımı, torunlarımı, vatanımı, milletimi koru.”

Sabahları uyanınca pencereleri açar, kapıyı aralar, sokaktaki kedi köpeğe ekmek doğrar, şükürle güne başlardı.

Perşembe günleri Zahide’yle birlikte helva kavururlardı; ölmüşleri, şehitleri, atalarını anarlardı. Mahalledeki terk edilmiş evlere savaştan kaçan mülteciler yerleşmişti. Sokaktaki yalınayak çocuklara helva ve ekmek dağıtırlardı. Zahide kahkahasıyla, Gelin Bacı duasıyla o sokakta iyiliğin son ışığını yakardı.

Ama yalnızlık ağırdı. Zahide’nin kahkahası olmasa Gelin Bacı’nın evi taş kesilirdi.

Bir gün Gelin Bacı’nın büyük oğlu çıkageldi:

“Ana, seni iyice yalnız bıraktık. Hadi gel, bizde biraz kal. Kış bastırmadan torun torba da görürsün.”

Gelin Bacı istemedi ama oğlunun hatırına kabul etti. Birkaç hafta oğlunun evinde kaldı. Sofralar her gün dışarıdan sipariş edilen yemeklerle doluyordu. “Bir çorba kaynatamaz mıydı insan?” diye içlendi. Evde herkes kendi odasında, ellerinde telefon, başları önlerinde… Ne eski sofraların bereketi vardı ne de bir kahve sohbetinin sıcaklığı. Gelin Bacı, o evin düzenine, televizyonun hiç susmayan gürültüsüne, torunların kapılarını kapatmasına alışamadı.

“Benim yerim burası değil,” dedi sonunda.

Oğlu istemese de annesini geri getirdi.

Eve döner dönmez pencereleri açtı, odaları havalandırdı, yerleri süpürdü. İçinden ilk geçen şey şuydu:

“Yarın Zahide’ye uğrayayım, özledim. Sobayı da beraber kurarız.”

Ama ertesi gün Zahide’nin kapısına gittiğinde iplerle bağlanmış buldu. Kapı kilitliydi.

“Zahideee!” diye seslendi. Yanıt gelmedi.

Sokaktan geçen bir genç durdu:

“Zahide yengeyi köye götürdüler teyze. Vefat etti birkaç hafta önce.”

Gelin Bacı’nın dizlerinin bağı çözüldü. Sanki dünya üstüne yıkılmıştı.

“Vay Zahide…” diyebildi sadece.

O kahkahalar, o üçü bir arada kahve kokusu, sigara dumanı… Hepsi bir anda yok olmuştu.

Mahalle zaten çoktan dağılmıştı. Şimdi, en vefalı dostunu da kaybetmişti.

“Ben şimdi nereye gideyim?” diye fısıldadı, gözlerini boşluğa dikip.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

“Müstesna”

HIZLI YORUM YAP