45,0329$% 0.22
52,6739€% 0.01
6.775,22%-0,05
11.014,00%-0,37
43.880,00%-0,36
02:00
19 Nisan 2026 Pazar

Evrenin derinliklerinde, insan hayal gücünün ötesinde yerler var. Bu yerler, bizim anlayışımızın ötesinde, farklı özellikleriyle dikkat çekiyorlar. Süper Dünya, Beyaz Cüce ve Nötron Yıldızı, evrendeki en ilginç yerlerden bazılarıdır.
Süper Dünya, adından da anlaşılacağı gibi, Dünya’dan çok daha büyük bir gezegendir. Ancak, boyutu sadece ilginç özelliği değil. Süper Dünya’lar, Dünya’dan daha yoğun ve daha fazla kütleye sahiptirler. Bu nedenle, yüzeylerindeki basınç ve yerçekimi de Dünya’dan çok daha yüksektir. Bu özellikleri nedeniyle, Süper Dünya’lar, yaşam için uygun olmayabilirler. Ancak, bu gezegenlerin keşfi, evrende yaşamın nasıl oluştuğu ve geliştiği hakkında bize daha fazla bilgi verebilir.
Beyaz Cüce, bir yıldızın son evresindeki haliyle ilgilidir. Yıldızlar, yakıtlarını tükettikten sonra, genellikle kırmızı dev haline gelirler. Ancak, daha küçük yıldızlar, beyaz cüce haline geçerler. Beyaz cüceler, çok yoğun ve sıcaktırlar. Bu nedenle, yüzeylerindeki sıcaklık, binlerce dereceye kadar çıkabilir. Ayrıca, beyaz cüceler, çok yoğun oldukları için, bir çay kaşığı dolusu beyaz cüce maddesi, bir otobüsü dolduracak kadar ağırdır. Beyaz cüceler, evrende nadir görülen yerlerden biridir ve yıldızların yaşam döngüsü hakkında bize daha fazla bilgi verebilirler.
Nötron yıldızı, evrendeki en yoğun yerlerden biridir. Nötron yıldızları, yıldızların son evresindeki halleridir ve çok yoğun oldukları için, bir çay kaşığı dolusu nötron yıldızı maddesi, Dünya’nın ağırlığına eşdeğerdir. Ayrıca, nötron yıldızları, çok hızlı dönerler ve manyetik alanları çok güçlüdür. Bu nedenle, nötron yıldızları, evrende nadir görülen yerlerden biridir ve yıldızların evrimi hakkında bize daha fazla bilgi verebilirler.
Bu üç yer, evrendeki en ilginç yerlerden bazılarıdır. Süper Dünya, Beyaz Cüce ve Nötron Yıldızı, evrenin farklı evrelerindeki nesnelerdir ve bizim anlayışımızın ötesinde özelliklere sahiptirler. Bu yerlerin keşfi, evrende yaşamın nasıl oluştuğu ve geliştiği hakkında bize daha fazla bilgi verebilir. Ancak, bu yerlerin keşfi, aynı zamanda, evrenin ne kadar büyük ve karmaşık olduğunu da gösteriyor.
ChatGPT, yapay zekâ destekli bir sohbet ve içerik üretim aracıdır. Metin yazma, fikir üretme, kod yazma ve daha birçok işlemi saniyeler içinde gerçekleştirebilir.
Özellikle:
için en güçlü araçlardan biri haline gelmiştir.
Saatler süren içerik üretimini dakikalara indirir.
Tıkanma yaşamadan sürekli yeni fikirler üretir.
Freelance işler, blog siteleri ve dijital pazarlama için büyük avantaj sağlar.
Web siteleri için SEO uyumlu makaleler hazırlayarak gelir elde edebilirsiniz.
Instagram, TikTok ve Twitter için viral içerikler oluşturabilirsiniz.
Ürün açıklamaları ve reklam metinleri hazırlayarak satışları artırabilirsiniz.
Video içerikleri için profesyonel senaryolar oluşturabilirsiniz.
Ne kadar net istek verirseniz o kadar kaliteli sonuç alırsınız.
Google’da üst sıralara çıkmak için içerikte anahtar kelime kullanımı şarttır.
AI çıktısını mutlaka insan dokunuşuyla optimize edin.
AKSÂ
Vadi olacak bir ırmağın ilk damlası olacağımı bilmiyordum. Çok zordu. Türevlerim kenardaki taşlıkları hızla taşırken, onlardan ayrılıp yeni bir yola gitme tahayyülü günaşırı benim zihnimi yoruyordu. Sararmış bıyıklarından damlayan su damlacıklarını sildikten sonra ‘‘İşin sanatını bırak da sadede gel evladım, dedi. Oysaki bizi hayatta tutan yalnızca edebi sanatlarla kurulmuş hayallerdi. Bunu Albayıma anlatmak epey uzun zaman alırdı. Derin bir iç çekip zaten dinlemiyor dinlese de istediğim gibi dinlemiyor… En azından şimdi anlatayım da akşam yazacağım günlüğe taslak çıksın.’’ dedi kendi kendine.
(Sahnenin ortasında bir koltuk, koltuk renkli. Koltuğun arkasında ufuk çizgisi işlenmemiş bir tablo. Mevsimlerden sonbahar. Koltuğun sağ tarafında küçük bir sehpa, sehpanın üstünde rakı…)
-Albay sahneye çıkar. Sendeleyerek, sarhoş hareketlerle, koltuğa oturur.
Albay Hüsamettin Tambay:
Oğuzzzz! Oğuzzz! Nerelerdesin Oğuzzzz!
(Sahneye üstü pek bakımlı olmakla beraber Selim adında biri girer. Albay sinirlenir.)
Albay:
Sende kimsin be adam! Oğuz’um nerede?
Selim (ellerini birbirine kavuşturarak)
Efendim, bugün dersimiz erken bitti. Oğuz’un üniversiteden arkadaşıyım. Iıııı şeyyy. Biz oturuyorduk dolapta şeyler bitmiş Oğuz’da sen şey yap ben marke…
Albay (Tiye alarak)
-Yahu evladım! Sen ne biçim edebiyat öğrencisisin, hatta sen nasıl Oğuz’un arkadaşısın, cümle kurmayı bilmiyor musun? Ne şeymiş arkadaş şey de şey… Şu TDK’ye bir başlıyayım ilk işim sözlükten ‘‘şey’’ maddesini kaldırmak! Milletler kelime haznesini genişletmek için sözlüğüne yeni kelimeler ekler bizde tam tersi…
(Kapı kilidinin sesi duyulur. Oğuz ellerindeki market poşetini kenara bırakır.)
Oğuz (Selim’le birkaç saniyeliğine göz göze geldikten sonra) :
-Albayım bugün nöbette değil miydiniz? Ben öyle sanıyordum. Hay aksi! Bende arkadaşım Samet’i gece yalnız kalmamak için davet etmiştim.
(Albay, Samet ismini duyduktan sonra Selim’e yani Samet olan Selim’e yan bakış atar. Bunun üzerine Samet çeşitli bahanelerle evden hızlıca kaçar.)
Albayla Oğuz, Samet hakkında konuşmaya başlar. Albay sinirlidir.
.
.
.
(Oğuz 2. Albay 4. duble rakının sonundadır.)
Albay, ‘‘o gün anlaşılması zor pek güzel cümleler kuruyordun. Karakolda otururken bazı cümlelerin kulağıma tekrar tekrar geliyordu sanki. Devamını merak ettim. Hastanedeki hemşireyi arayıp kendime 1 haftalık rapor yazdırıp çıkıp geldim hemen. Seni dinliyorum. Uzaklar diyordun uzaklarr, dedi. Ah Azizim ah yine her zamanki gibi dinlemişsin beni diye mırıldandı Oğuz.
Sarhoş olma eyleminin gerçekleştiği son yudum, meğer hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum. O yudumdan sonra başladım anlatmaya: İlk başta korkutucuydu. Bana yardıma gelen hiçbir arkadaşım yoktu. Sıkışıp kaldığımda birilerinin bana yardım edeceğini her zaman biliyordum. O yüzden ilk başta hiç tedirgin olmadım ancak bu sefer farklıydı. Hem de çok farklıydı. Yanımda gürül gürül akan arkadaşlarım sular kenarda ufacık bir damla olan ben… Ne kadar korksam da kaynağımı sağlam yerden aldığım için vakurdum. Güneş uzaklardan gelen bir yolcu gibi memlekete yabancı gözlerle bakıyor fakat İstanbul’u ilk kez görmüş turist gibi her yere ulaşma çabası içeriyordu. Bu çaba beni az kalsın buharlaştırmaya yani vatanımdan uzaklaştırmaya yol açacaktı. Günlerden sonra bir gün inanır mısın umutlarımın tükendiği günde üstüme kocaman bir damla düştü. Tabi ben ona hemen dört kolla sarılmadım. Bu menzilin çetin olacağını, ölüme şu kadarcık mesafede olduğumuzu defalarca telkin ettim. Neler dediysem hepsi nafile. Ne zaman böyle cümle kurmaya başlasam genellikle sözümü yarıda kesip ‘‘Yolun yolumdur’’ diyordu. Vazgeçmesi için çok çabaladımsa da döndüremedim yolundan. O küçücük çukurda aylarca beraber bekledik. O olmasaydı muhtemelen buhar olup gitmiştim. Peki ben olmasaydım o ne olurdu? Büyük bir muamma. Onu hiçbir suretle bilemeyeceğiz.
Yaz çok kurak geçse de sonbahara karşı evlenme kararı verip evlendik. Bol bol damlacıklarımız oldu. Kimi damlacıklar daha baştan menzili terk edip gitti kimileri bizimle kaldı. Daha anlatacağım çook macera var Albayım ama sonuca geleyim açtığım küçücük çukur kocaman bir vadi oldu. Birçok insana yararlı işler yaptı. Ben de bu işten çok zevk aldım. Başarmışlığın verdiği hazla yeni bir çukur açmaya yeltendim. Halbuki çukur olarak damladığım yer küçücük bir menderesmiş kimsenin olmadığı uzaklarda yok olunca fark ettim. İşte benim evlilik ve boşanma serüvenimin özeti bu Albayım. Albayım! Yine uyumuş…
Sevgili Günlük:
Bugün Albayım yine……
“Tarihlerden yeni tarihler, ülkelerden yeni ülkeler, kentlerden yeni kentler, kişilerden de yeni kişiler üreten bir ravi-yi ahbar”

İhsan Oktay Anar, 1960 yılında Yozgat’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini İzmir’de tamamladı. Lisans, master ve doktora öğrenimini Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde yaptı. Aynı üniversitede -2011 yılında emekli olana kadar- öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. Edebiyatçılar Derneği ve PEN Yazarlar Derneği üyesidir. İlk öyküsü “Kâfirler İçin Apologya” Nisan 1985’te Morköpük dergisinde çıktı. İlk romanı Puslu Kıtalar Atlası, Hulki Aktunç’un önsözüyle yayınlandı. Hulki Aktunç, Anar’ı “tarihlerden yeni tarihler, ülkelerden yeni ülkeler, kentlerden yeni kentler, kişilerden de yeni kişiler üreten bir ravi-yi ahbar” olarak nitelendirdi. Anar’ın yapıtlarının tarihsel romanlar olmaktan öte, tarihsel olandan yeni bir roman çıkaran, diğer yandan da romanı yeniden tarihselleştiren yapıtlar olduğu belirtildi. İlk romanı “Puslu Kıtalar Atlası” ile büyük ses getirmiş, sonraki romanları ile de kendine has çizgisini sürdürmüştür. Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri adlı yapıtı İngiltere’de 476 Oyuncuları tarafından sahnelendi. Efrasiyab’ın Hikâyeleri adlı eserinde insan ömrünün sınırlı ve bu yüzden de hayatı güzelleştirip öne çıkaran yegane duygunun sevgi olabileceğini işlemiştir.
Âmât adlı eserinde yeryüzündeki bütün kötülükleri içinde taşıyan ve yok olmaya mahkum bir gemi metaforu ile okura iyi ile kötünün bitmeyen çekişmesini gözler önüne sermiştir.
Suskunlar adlı romanında Mevlevi kültürün izleri görülmektedir.
Kitab-ül Hiyel, eski Zaman Mucitlerinin İnanılmaz Hayat Öyküleri adlı romanında, bir efsaneden yola çıktı. Efsanede, gücünü uzun saçlarından alan Samson’un yerine, gücünü aklından ve aklının gittikçe uzayan gücünden alan insanın trajedisi fantastik bir serüvenle işleniyordu. Kitabın ana teması olan bu konu, insanın doğaya hükmetme erkini eline geçirme ve dolayısıyla sonsuzluğa egemen olma tutkusuna dönüşen ussal çabasının, sonuçta insana mutluluk getirmemesi biçiminde özetlenebilir.
Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel, Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri, Amat, Suskunlar romanlarının yazarı İhsan Oktay Anar, 2009 Erdal Öz Edebiyat Ödülü’nün sahibi oldu. Ödüllerin işlevini her zaman savunmuşumdur. Hiç kuşkum yok, iyi romancı İhsan Oktay Anar’ın kitapları yeniden gündeme gelecek, üzerinde yeniden durulacak.
İhsan Oktay Anar aslında bir felsefe akademisyenidir. Romanlarında bunu okuyucuya hissettirmektedir. Anar, felsefenin anlaşılmaz gibi görünen yanlarını romanın anlatım özellikleri ile buluşturup edebiyatımızda felsefi roman çığırının açılmasında önemli bir adım atmıştır. Anar romanlarında felsefe, tarih, polisiye iç içedir fakat daha da önemlisi onun metinleri “üst kurmaca” bir anlayışın ürünüdür.
Ve İhsan Oktay Anar anlatıyor; “Okulda asistanken, 1994’te, yazdığım üç kitabı gönderdim İletişim Yayınları’na: Puslu Kıtalar Atlası, Kitab-ül Hiyel ve daha sonra yayımlamaktan vazgeçtiğim Tamu (Akıbetini anlatacağım). 10 gün sonra arayıp ‘Basacağız’ dediklerinde sevinçten havalara uçtum. Sonra askere gittim. Okulda kimsenin benim yokluğumun farkında olmadığını döndüğümde anladım. Bana ‘Sen neredeydin’ dediler. O yıllarda hepsi o bursla, bu bursla yurtdışına gidiyordu. Benim de öyle gittiğimi sanmışlar. Oysa ben, gidilebilecek en uzak yerdeydim: 1995’te, Kuzey Irak’ta, Çelik Harekâtı’nda…”

“MAHREMİYETİ GİTTİ” DİYE BİR KİTABI ÇÖPE ATMIŞ
İhsan, mahremiyeti gitti diye yarısı bitmiş bir kitabı çöpe attı. Bu kitapta 1700’lü yılları ve Viyana Kuşatması’nı anlatıyordu. İçinden de 18’inci yüzyılda İstanbul’da çikolata imal eden bir usta geçiyordu. Peki bu mahremiyet meselesi ne? İhsan bir gece bilgisayarında bir mesaj gördü: “Uzun süredir internete girmiyorsun, girmezsen sana zarar veririm.” Ve ekranda 64-63-62 diye sayılar geri saymaya başladı. O gece İhsan, “Kitabı ele geçirmiş olabilir, artık mahremiyeti gitti” diyerek onu çöpe attı…
Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece kusurum da olacak ve olmalıdır.
Makbule ATEŞ
Kanal D’nin sevilen dizisi Eşref Rüya, 40. bölümüyle bu akşam saat 20.00’de ekrana geliyor. Geçtiğimiz hafta nefes kesen bir finalle noktalanan dizide, Eşref ve Rüya’nın aşkı büyük bir sınavdan geçiyor. İzleyiciler, “Eşref Rüya son bölüm izle” ve “Eşref Rüya 40. bölüm full izle Kanal D” aramalarına başladı. İşte kaçıranlar ve yeniden izlemek isteyenler için Eşref Rüya 40. bölüm full izleme ekranı ve bölüm özeti…
Hamilelik haberiyle sarsılan Nisan, Eşref’in içinde yer aldığı bu tehlikeli hayatta nasıl çocuk büyüteceğini sorgulamaya başlar. Büyük bir çıkmazın içinde, kendisi ve karnındaki çocuk için en doğru kararı vermenin yükü altında ezildiğini hisseder. Yaşar ve Eşref’in kavgasında, Kadir’le Kenan çıkan karışıklığı fırsata çevirerek Abbas’la dönen ticarete göz diker. Ancak Eşref’in meydanı Kadir’e bırakmaya hiç niyeti yoktur.

Bu sırada Gürdal, içinde büyüyen intikam ateşini dindirmek için her yerde Günahkar’ı arar. Onu öldürmeye yemin etmiş olsa da, aradığı kişiyi hiç beklemediği bir yerde bulacaktır. Eşref, Yaşar’ın planlarını önceden görüp püskürtmeyi başarır ve avantajı elinde tutar. Ancak Nisan’ın tehlikeye girdiği anda, bu kez tuzağa çekildiğini fark edemeyecektir.
EŞREF RÜYA OYUNCU KADROSU
EŞREF RÜYA KONUSU
Eşref, çocukken uzaktan aşık olduğu ve “Rüya” adını verdiği kızı yıllarca ararken güçlü bir mafya üyesine dönüşür. İdealist bir müzisyen olan Nisan, Eşref’in işlettiği otelde gerçekleşen bir düğünde sahne almasıyla kendini büyük bir tehlikenin içinde bulur. Eşref, Nisan’a aşık olur, ancak onun aslında yıllardır peşinde olduğu Rüya ve aynı zamanda polis için muhbirlik yaptığını bilmemektedir. Aşk, ihanet ve güç mücadelesi içinde sıkışan Eşref, hem çetesiyle hem de kendi duygularıyla büyük bir hesaplaşmaya sürüklenir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.