43,8669$% 0.03
51,9202€% 0.01
7.369,87%-0,12
12.235,00%-0,10
48.790,00%-0,10
02:00
Ankara’da Eski Bir Tanıdıkla Karşılaşır Gibi
Uzun Zaman Sonra Ankara’ya Vardığım O Gün
“Anne, bugün dışarı çıkayım,” dedim.
“Bir bakayım Ankara’ya… Neler değişmiş.”
“Yeni geldin kızım, dinlen biraz bugün. Yarın gidersin. Daha buradasın, kaçmıyor ya Ankara,” dedi.
Ama bazı şehirler kaçmaz…
İnsan onlardan kaçar.
Uzun zamandır beklediğim bir karşılaşma gibiydi bu. Yıllar sonra kavuştuğunda ne söyleyeceğini bilemediğin biri gibi. Burada bıraktığım bir şeyi arıyordum sanki. Adını koyamadığım, ama içimde eksikliğini taşıdığım bir şeyi.
Çıktım yine de.
Minibüse bindim. Kartım yoktu. Zaten insan doğduğu şehre dönerken yanında ne götürür ki? Gazete okuyan emekli, gözlüklü bir adamın yanına iliştim. Camdan dışarı baktım. Mamak askeriyesi… Cebeci… Dikimevi… Ulus’a doğru ağır ağır akan yol…
Zaman da böyle akmış olmalıydı. Sessizce. Kimseye sormadan.
Hacettepe Üniversitesi’nin önünde indim. “Aşağı doğru yürürüm,” dedim. Kurtuluş Parkı’ndan geçip Kızılay’a indim.
O tepe… Ankara Hastanesi’nin önü…
Bir davulcu, bir zurnacı. Hayat bir yerde başlarken bir yerde bitiyordu. Büfeci çay dağıtıyordu. Öğle molasında genç doktorlar, telaşlı hasta yakınları… Günlerce kaldım o hastanede. Duvarlarının kokusunu bilirim. Koridorlarının sesini. Ta ki babamı yine o kapıdan, bu kez susarak, son yolculuğuna uğurlayana kadar.
Bazı kapılar insanın içinden bir daha hiç kapanmaz.
Kızılay’da bir adam Yasin kitabı, tespih, kâğıt mendil satıyordu. Biraz para verdim. Belki kendime sadaka… Belki geçmişime. Belki de affedilmek için.
Yokuş yukarı çıktım. Karanfil Sokak’a doğru yürüdüm.
Ben buradaydım bir zamanlar.
Gençtim.
Ankaralıydım.
Fakirdim.
Fakirdik.
Ama umutluyduk.
Üniversite öğrencileri, dershane önleri, seyyar satıcılar… Hepimiz bir yerlere yetişmeye çalışırdık. Simit kokusu karışırdı ayaza. Çay bardaklarının buğusu ellerimizi ısıtırdı. Türkü evlerinden taşan sesler, yoksulluğumuzu biraz hafifletirdi.
Ankara bizi bırakmamıştı.
Biz Ankara’yı terk eder gibi gitmiştik.
Bıkmıştım.
Umursamazlıktan.
Açgözlülükten.
Kurnazlıktan.
Her seferinde yarı yolda bırakılmaktan.
“Al senin olsun çocukluğum, gençliğim,” demiştim içimden.
“Bir şey istemem gayrı. Hayatta kalayım yeter.”
Ankara’nın umrunda değildim.
Bir nehir gibiydi o. Hep akıyordu. İnsanlar gelir geçerdi. Benden öncekiler, benden sonrakiler… Hep aynı hikâye. Ankara’dan gidenler. Ankara’yı özleyenler.
Yine de geçtim Dost Kitabevi’nin önünden.
Yine de dinledim müzik evinden sokağa taşan o türküyü.
O kitap okuyan kadın heykelinin önünde durdum.
Bir banka oturdum.
Yeni insanlara baktım. Yeni yüzlere. Yeni Ankara’ya.
“Ben bir zamanlar buralıydım,” dedim içimden.
Şehir cevap vermedi.
Zaten şehirler cevap vermez.
Sadece durur.
Ben sustum.
Kalktım. Minibüslerin, taksilerin, otobüslerin arasından yürüdüm. Egzoz kokusu, insan kalabalığı, korna sesleri… Zaman akmıştı. Hayat geçmişti.
Ankara yerinde duruyordu.
Ben değişmiştim.
Ama bir yerde, Karanfil Sokak’ın bir köşesinde, hâlâ genç bir kız yürüyordu.
Elinde simidi.
Cebinde üç beş kuruş.
Kalbinde dünyayı değiştirecek kadar büyük hayaller.
Ayakkabısı yırtık.
“Bir iş bulurum,” diyor.
“Bir okul okurum.”
“Kimseye muhtaç olmam.”
Gözlerinde inat.
İçinde yangın.
Yoksulluğuna rağmen dimdik bir gurur.
Ve ben onu uzaktan izledim.
Sanki hiç gitmemişim gibi.
Sanki hâlâ oradaymışım gibi.
Sanki o kız hiç büyümemiş gibi.
O gün anladım:
İnsan bir şehirden gidebilir.
Bir ülkeden gidebilir.
Bir hayattan bile gidebilir.
Ama gençliğinden asla.
Ve Ankara…
Benim içimde hâlâ genç bir kız olarak yaşamaya devam ediyor.
Meltem Yalçın
#Ankara
#nostalji
#gençlik
#hatıralar
YARA