DOLAR

44,2202$% 0.05

EURO

51,2594% 0.32

GRAM ALTIN

7.095,38%-0,24

ÇEYREK ALTIN

11.718,00%-0,14

TAM ALTIN

46.728,00%-0,14

Sabah Vakti a 02:00
Şanlıurfa AZ BULUTLU 12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Edebiyatkulisi

Edebiyatkulisi

15 Mart 2026 Pazar

Vedat Türkali

Vedat Türkali
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şair ve yazar (D. 13 Mayıs 1919, Kökçüoğlu mahallesi / Samsun – Ö. 29 Ağustos 2016, Yalova). Asıl adı Abdülkadir Pirhasan’dır. Ailesinin soyadı Demirkan olup, Pirhasan soyadını sonradan aldılar. Siyasetçi ve yazar Mihri Belli’nin yakın arkadaşı, yönetmen Atıf Yılmaz’ın arkadaşı ve akrabası; oyuncu Deniz Türkali ile şair ve yönetmen Barış Pirhasan’ın babası, Deniz Türkali’nin kızı olan şarkıcı Zeynep Casalini’nin dedesidir.

Vedat Türkali, ürünlerinde Hasan Denizli ve Abdülkadir Demirkan imzalarını da kullandı. İlk ve ortaokul öğrenimini Samsun’da yaptı ve Samsun Lisesi (1937) ile askerî öğrenci olarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (1942) Bölümünü bitirdi. Akşehir, İstanbul Maltepe ve Kuleli Askerî liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. Öğretmen yüzbaşı iken, 1951 Türkiye Komünist Partisi tevkifatında tutuklandı. Ceza Yasasının 141. maddesine muhalefetten yargılanarak dokuz yıl hapis cezasına çarptırıldı ve görevine son verildi. Yedi yıl sonra koşullu olarak serbest bırakıldı. Serbest bırakıldıktan sonra çalışma alanı olarak sinemayı seçti; senaryo ve oyun yazarlığı, film yönetmenliği ve yayımcılık yaptı, tiyatro ile uğraştı. 12 Eylül 1980 askeri darbeden sonra Türkiye Yazarlar Sendikası, Aydınlar Dilekçesi ve Barış Derneği davalarından yargılandı. 1988’de Londra’ya yerleşerek orada Güven (2 cilt, 1999) romanını yazdı ve 2000 yılında Türkiye’ye döndü.

Abdülkadir Pirhasan’ın edebiyata ilgisi, annesinin komşulara okuduğu Siret-i Nebiye, Ahmediye, Muhammediye gibi dinî kitapları dinlerken başladı. Mahallelerinde ramazanlarda evlerde toplanılıp masal anlatılır, oyun çıkarılır, türkü söylenirken onun da anlatıya ilgisi gelişti. İlk yazma deneyimi ise mahallelinin mektuplarını yazmasıyla başladı. Ortaokula gittiği sıralar, okul dönüşü babasının çalıştığı un iskelesine gider, onun işten çıkışını bekleyip eve onunla birlikte dönerdi. Bu bekleyişlerde, hamalların uğrak yeri olan Yalıkahve, edindiği kültürün bir parçası oldu. Bazen oradakilere gazete okur, sohbetlerini dinler, mektuplarını yazar, sıkıntılarını, sorunlarını öğrenirdi. Aslında, Abdülkadir Pirhasan’da ilk edebiyat zevkini uyandıran kişi, ortaokul son sınıftaki edebiyat öğretmeni Salim Rıza Akpınar’dır. İlerici bir öğretmen olan Akpınar’ın derslerinde Nâzım Hikmet, Cahit Sıtkı, Ahmet Muhip Dıranas ve Necip Fazıl gibi sanatçıların yazdıklarıyla tanışıktı. İlk siyasi fikirlerinin oluşmaya başladığı bu yıllarda Kemalizmi savunmaktaydı. 1938’den sonra Abdülkadir Demirkan adıyla şiirler, Hasan Denizli adıyla yazılar (Barış, 1950) yayımladı.

Lise öğrenciliği yıllarında sık sık Gazi Kitaplığına gitmektedir. Kitaplar ona bambaşka bir dünyanın ve düşüncenin kapılarını açmıştı. Bu kitaplıkta aynı lisede olduğu ve “Komünist Memet” diye bilinen arkadaşıyla dostlukları pekişti. Memet, ona Marks’ı, Engels’i, burjuvaziyi, işçi sınıfını ve daha birçok şey anlattı. Polis tarafından Memet’in odasında yapılan bir aramada bulunan günlükte adı geçen Abdülkadir Pirhasan polis müdürlüğüne çağrıldı. Polis müdürlüğünde ona Memet hakkında sorular sordular. Arkadaşlıkları dışında bir şey anlatmayınca serbest bırakıldı. Lise ikinci sınıf, hem şiir yazmaya başladığı hem de Gazi Kitaplığında tanıştığı Çırakman Köyü öğretmeni Sefer Aytekin ile yakın arkadaş oldukları yıldır. Goethe’nin manzum çevirilerini yaptığı iki şiiri ile kendi yazdığı “Deniz” başlıklı şiiri Bafra Halkevinin çıkardığı Altınyaprak dergisinde yayımlandı. Komünizmle ilgili düşündüklerini ilk anlattığı kişi, TKP’nin Samsun örgütü ile ilişkileri olan Sefer Aytekin’dir.

3 Ekim 1937’de, Samsun’dan, Yüksek Öğretmen Okulu (İstanbul Üniversitesi) Türkoloji Bölümü yatılı sınavlarına girmek üzere İstanbul gitti. İki kişinin alınacağı sınavda dördüncü oldu. Samsun’a dönmeyi düşündüğü sırada, bir tesadüf sonucu Millî Savunma’nın askeri liselerde öğretmenlik yapmaları için bazı öğrencileri okuttuğunu öğrendi. Başvurusunu yaptı ve böylece Yüksek Öğretmen Okuluna askeri öğrenci olarak girdi. Üniversite yıllarının ilk zamanlarında kendisi gibi düşünen birilerini aradıysa da Türkoloji Bölümü kısa sürede onun için hayal kırıklığına dönüştü. Ancak birkaç yıl sonra Fuat Köprülü ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın dersleriyle biraz olsun fakülteye ısındı. Üniversite yılları boyunca şiire olan ilgisi sürdü. “Barselona’dan Mektup” adlı şiirini bu yıllarda yazdı. İstanbul’dan ayrılmamak için üniversiteyi, son sınıfı iki yılda okuyarak bitirdi.

Marksizme dair bilgileri, Hikmet Kıvılcımlı’nın çıkardığı Marksizm Bibliyoteği kitaplarından edindi. TKP’nin içinde bulunduğu duruma dair bildiği pek bir şey yoktu. Uzun süren uğraşlarına rağmen gizli çalışan bir TKP örgütü bulamadıklarından, arkadaşlarıyla bir örgüt kurmaya karar vererek; Tahsin Berkem, Asaf Ertekin, Osman Paçalı, Yusuf Atılgan, Haig Açıkgöz, Merih Baykal, Abdülkadir Pirhasan hücre çalışmalarına başladılar. Tam o sırada partinin gizli çalışma için toparlanmaya başladığı yönünde duyumlar aldılar.

Bu sırada üniversite bitirdi, altı ay askeri eğitim görmek üzere Ankara’ya (1943) gitti. Ankara’da Sefer Aytekin’le görüştü, Behice Boran’la tanıştı. Eğitimi bittikten sonra, Maltepe Askeri Lisesine atandı. Ancak İkinci Dünya Savaşı nedeni ile okul Akşehir’e taşındığı için orada dört yıl (1943-47) kaldı. 1947 yılında Maltepe Askeri Lisesinin İstanbul Çengelköy’e taşınmasıyla Vedat Türkali de İstanbul’a döndü. Daha önceden tanıdığı Sevim Tarı’nın Fransa’dan döndüğü günlerde Zeki Baştımar, Sevim Tarı ile kendisini görüştürmesini istedi. Bu buluşma sağlandı, ancak izlendiklerini bilmiyorlardı. O günlerde başlayan “1951 TKP Tevkifatı”nda Vedat Türkali de tutuklandı. 1958’de cezaevinden çıktıktan sonra Babıâli’de Rıfat Ilgaz ile Gar Yayınlarını kurdu. Ancak isteksiz yaptığı yayıncılık işi kısa sürdü. Bu sürede içlerinde Yılmaz Güney’in de olduğu sinema ile uğraşan kişilerle tanıştı ve sinemayı uğraş edinmesi süreci başladı. Toplumsal sorunlara değinen ve gerçekçi bir bakışı içeren pek çok senaryo yazdı, bunlardan bir bölümünü daha sonra kitaplaştırdı. 1960’ta “Dolandırıcılar Şahı” (yön. A. Yılmaz) ile ilk senaryo denemesini yaptı. Vedat Türkali adıyla ilk ünlenişi “Karanlıkta Uyananlar” (yön. E. Göreç) filminin senaryo yazarlığı ile olacaktır. Yedi yıl tiyatro yazarlığı, film yönetmenliği yaptı. Daha sonra 141. Basamak adlı oyunuyla ilgi çekti; bu oyun Ankara’da Halk Oyuncuları’nca, Bu Ölü Kalkacak 1976’da İstanbul Şehir Tiyatrosunca sahnelendi.

Vedat Türkali, sanat dünyasında asıl olarak romancılığı ile ün yaptı. Yazar olarak asıl tanınması ilk romanı Bir Gün Tek Başına ile oldu. Geniş bir okur kitlesi tarafından ilgiyle karşılanan bu romanında, 27 Mayıs 1960 İhtilali öncesi dönemde Türk aydınının gerek toplumsal, gerekse ikili ilişkilerinde yaşadığı bunalımları dile getirdi. Romancının ödevini çağını doğru yansıtmak olarak gören yazarın; kişileri kanlı, canlı kişilerdir, içinde var oldukları toplumun bin bir belasıyla savaşırlar. Türk aydınına ve aydınların çevreleriyle ilişkilerine dair gerçekçi gözlemler içeren Bir Gün Tek Başına adlı romanı, yayımlandığı yıllarda tartışma yarattı, edebiyat çevrelerinde çeşitli biçimlerde değerlendirildi. Kurgusu, anlatım tekniği ve gerçekçi yaklaşımıyla çağdaş Türk romanında bir aşama olarak nitelendi. Bunu izleyen romanı Mavi Karanlık’ta 1980’deki askeri darbe öncesinin siyasal-toplumsal arka planında, Bodrum kentinde bir araya gelmiş olan küçük burjuva ve ilerici aydın kesimlerinden kişileri ele alarak, toplumun genel çizgisini “Bodrum alegorisi” içinde, eleştirel, yergisel ve yer yer psikolojik çözümlemelerle vermeye çalıştı. 1980 darbesi öncesinin çelişkili ortamı içinde Türkiye ile sinema arasında bir paralellik kurarak aydın kesimden kişilerin düşünsel konumları ile toplumsal tavırlarını irdeleyen Yeşilçam Dedikleri Türkiye ve Tek Kişilik Ölüm adlı romanlarından sonra on yıl boyunca Londra’da kaldı. Bu süre içinde 1942’den itibaren yazmayı tasarladığı Türkiye Komünist Partisini anlatan romanı Güven’i kaleme aldı.

 Sinema alanında Otobüs Yolcuları, Üç Tekerlekli Bisiklet, Karanlıkta Uyananlar gibi önemli filmlerin senaryolarını yazdı. 1965’te senaryosunu yazdığı Sokakta Kan Vardı ile yönetmenliği de denedi. Dallar Yeşil Olmalı oyunu ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışmasında Başarı Ödülü, Bir Gün Tek Başına romanı ile de Milliyet Yayınları 1974 Roman Yarışmasında birincilik, aynı eserle 1976 Orhan Kemal Roman Armağanını kazandı. Senaryolarını yazdığı Karanlıkta Uyananlar (1965) ve Kara Çarşaflı Gelin (1977), Antalya Film Şenliği’nde En İyi Senaryo Ödülünü aldı; yine senaryolarını yazdığı Bedrana ve Güneşli Bataklık filmleri de Carlovy Vary Film Şenliği’nde Cidalc ve İşçi Sendikaları Özel Ödülünü kazandı.

Vedat Türkali, bir süre tedavi gördüğü Yalova Devlet Hastanesi’nde 29 Ağustos 2016 sabahı saat 06.00 sıralarında yaşamını yitirdi. Kızı Deniz Türkali, Twitter hesabından ”Babamı Vedat Türkali’yi kaybettik” açıklamasıyla acı haberi duyurdu. Türkali için “Dünya Barış Günü” olan 1 Eylül (2016) Perşembe günü Teşvikiye Camisinde öğle vakti cenaze töreni düzenlendi. Türkali’nin cenazesi, törenin ardından Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi.

“Vedat Türkali, ‘Mavi Karanlık’ta, 70’li yılların ikinci yarısında ülkemizin içine düştüğü korkunç durumu, terörü, dehşeti, kıyıcılığı, özellikle aydınların öldürülmelerini, sakat bırakılmalarını, işkenceyi, güvensizliği, can korkusuyla başka yörelere kaçmaları, çıkarcıları, vurguncuları, bencilleri, hırsızları, emek hırsızlarını ve insancıkların içine düştükleri ruhsal bunalımları, sevi titreşimlerini gerçeğe en yakın, abartıya kaçmayan, arı Türkçesiyle, sürükleyici bir biçemle okurlarına sunuyor.” (Yılmaz Çongar)

“Güven, belgesel öğeleri romanın kurgusuna yerleştirirken, yer yer bugüne göndermeler yapıyor. Örneğin, Nâzım Hikmet’in şiirlerinde hiç yer vermediği için eleştirildiği Dersim Ayaklanması romanda olumsuz bir tip yüzünden gündeme geliyor. Dersim Ayaklanması’nda yaşadıklarından psikolojik dengesi bozulmuş bir sayın muhbir vatandaşla, tutuklanıp işkence gören, cinsel tacize uğrayan kadınların eşcinsel eğilimler kazanabilmesi de, eski militanların feminizmi seçmeleri gibi, daha çok günümüz sorunlarından.” (Sennur Sezer)

“Son günlerde yayımlanan bir roman apayrı bir önem taşıyor. Büyük romancımız Vedat Türkali, birkaç yıl önce yayımladığı Güven adlı romanıyla, İkinci Dünya Savaşı yıllarındaki Türkiye’yi anlatıyordu ve yazarın şaheseridir.

“Ya ondan sonraki Türkiye? Büyük romancı, okurlarının beklentisine, şimdi Kayıp Romanlar’la yanıt veriyor. Roman, yine bir aşkı, politik bir geçmişi olan Doktor Nahit ile ondan hayli küçük Eşme’nin aşkını anlatıyor. Ne var ki o aşkın çevresinde bir Türkiye, giderek bir dünya vardır: 50, 60, 70’li yıllar… Emperyalizm, onun “yeni dünya düzeni”; dışarıda ve içerdeki yol açtığı gelişmeler. Onları okuyarak, bugün içinde çırpındığımız dram ortaya çıkmış oluyor.

“Bu roman da yazarın bir şaheseridir. Yakın bir dönem, giderek bugünkü dünya ve Türkiye, bu roman okunmadan anlaşılamaz…” (Server Tanilli)

 

ÖDÜLLERİ:

1965 Altın Portakal Film Şenliği en iyi senaryo ödülü Karanlıkta Uyananlar ile

1971 TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü, Dallar Yeşil Olmalı ile

1974 Milliyet Yayınları Roman Yarışması birinciliği, Bir Gün Tek Başına ile

1974 Çekoslovakya Karlovy Vary Şenliği Ödülü, Bedrana ile

1976 Orhan Kemal Roman Armağanı, Bir Gün Tek Başına ile

1977 Altın Portakal Film Şenliği en iyi senaryo ödülü, Kara Çarşaflı Gelin ile

 

ESERLERİ:

 

ROMAN: Bir Gün Tek Başına (1975-1980), Mavi Karanlık (1983-1985), Yeşilçam Dedikleri Türkiye (1986), Tek Kişilik Ölüm (1990), Güven (2 cilt, 1999), Kayıp Romanlar (2004).

OYUN: 141. Basamak (1971), Bu Ölü Kalkacak (1976), Dallar Yeşil Olmalı (1985).

SENARYO: Dolandırıcılar Şahı (1960), Üç Tekerlekli Bisiklet (1965-1984), Otobüs Yolcuları (1965-1984), Şehirdeki Yabancı (1965), Karanlıkta Uyananlar (1965), Bedrana (1974), Güneşli Bataklık (1977), Kara Çarşaflı Gelin (1977), Kızgın Delikanlı ve Erkek Ali, Üç Film Birden (Kara Çarşaflı Gelin, Güneşli Bataklık, Analık Davası, 1979), Eski Filmler (1983).

ŞİİR: Eski Şiirler Yeni Türküler (1979).

OYUN: 141. Basamak (1971), Bu Ölü Kalkacak (1976), Dallar Yeşil Olmalı (1985).

ANI-DENEME: Bu Gemi Nereye (yazılar, konuşmalar, soruşturmalar, 1985), Savunmalar (1989), Yanıtlar (1992), Ölmedikçe (1999), Komünist (2001), Tüm Yazıları Konuşmaları (Bu Gemi Nereye, Savunmalar, YanıtlarÖlmedikçe’nin birlikte basımı, 2001).

KAYNAKÇA: Türkiye Ansiklopedisi (1974, c.1, s. 349), İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) – Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) – Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2007) – Ünlü Bilim Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 2, 2013) – Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013), Behçet Necatigil / Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü (18. bas. 1999), Sennur Sezer / ‘Güven’ ya da Güvenebilmenin Serüveni (Cumhuriyet Kitap, 17.2.2000), Yılmaz Çongar / Sancılı Günlerin Kaçakları (Cumhuriyet Kitap, 16.11.2000), Betül Parlak / Romanın Gerçekliği ve Gerçekliğin Romandaki Yeri – Canan Demiralp Arslan / Paris Düşerken İstanbul (Virgül, Ocak 2001), TBE Ansiklopedisi (2001), Server Tanilli / Bir Bakıma (Cumhuriyet, 15.10.2004), Vedat Türkali (haz. Sebahat Özdemir, 2005), Türk edebiyatının çınarı Vedat Türkali yaşamını yitirdi (cumhuriyet.com.tr, 29.08.2016), Türk edebiyatının çınarı Vedat Türkali hayatını yitirdi (hurriyet.com.tr, 29.08.2016).

Devamını Oku

Kız Kulesi’nin Hikayesi: İstanbul’un Zarif Simgesi

Kız Kulesi’nin Hikayesi: İstanbul’un Zarif Simgesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kız Kulesi, İstanbul’un simgelerinden biri olarak Boğaz’ın insanı mest eden fotoğraflarında her zaman yer bulur. Zamanında Damalis ve Leandros gibi isimlerle anılan bu kule, İstanbul’da aşkın ve zarafetin bir simgesi olarak aynı zamanda şehirde romantik bir aktivite yapmak isteyenlere ilham verir. Sevdiklerinle beraber burayı özel gün aktiviteleri için ziyaret edebileceğin gibi eski zamanların atmosferini hissetmek için de Kız Kulesi gezisi planlayabilirsin. Ancak bugünlerde kulede büyük bir tadilat yapıldığını söyleyelim. Güncel durumunu takip etmek için Kız Kulesi web sayfasını ziyaret edebilirsin.

Kız Kulesi Nerede?

Kız Kulesi Nerede

Kız Kulesi, İstanbul’da yer alır. Üsküdar semtine bağlı Salacak açıklarındaki küçük bir ada üzerine inşa edilmiş Kız Kulesi, İstanbul Boğazı üzerinde bulunur.

Kız Kulesi’ne Nasıl Gidilir?

Kız kulesine nasıl gidilir

Kız Kulesi’ne gitmek için Üsküdar ve Kabataş üzerinden yapılan tekne seferlerine katılabilirsin. Üsküdar kalkışlı Kız Kulesi seferleri 09.15-18.30 saatleri arasında her 15 dakikada bir yapılıyor. Kabataş-Kız Kulesi seferleri ise hafta sonu 10.00-18.00 arasında her saat başı düzenleniyor.

Kız Kulesi Hakkında Kısa Bilgi

kız kulesi hakkında bilgi

Kız Kulesi’nin tarihi milattan önceki zamanlara kadar uzanıyor. Tarihi kanıtlara baktığımızda kuleden ilk olarak MÖ 410 yılında söz edildiğini görüyoruz. Atinalı Alkibiades tarafından inşa edilen kule, Boğaz’dan geçen gemileri kontrol etmek ve vergi almak amacı ile kullanılıyormuş. İstanbul, Roma hakimiyetine geçtikten sonra Bizans İmparatoru Manuel Komnenos (I. Manuil) yapıyı taşlarla güçlendirip tam bir kule olarak tasarlatmış ve bir savunma binası haline getirmiş. Osmanlı zamanında bir kez daha restore edilen kule, mehter takımının gösterilerine sahne olmuş. Tarihi boyunca birçok kez harap olup tekrar restore edilen bu kule, günümüz itibarıyla Üsküdar’da Salacak açıklarında gidilebilecek bir kafe, müze ve restoran olarak hizmet veriyor.

Gizemli ve Romantik: Kız Kulesinin Sırları

kız kulesi ile ilgili ilginç bilgiler
  • MÖ 341 yılında Yunanlı Chares (ya da Kharis), kulenin bulunduğu alana eşi için mermerden bir anıt lahit inşa ettirmiş. Kız Kulesi’nin eski isimlerinden biri olan Damalis buradan gelir. Damalis, Chares’in eşinin ismi imiş.
  • 12. yy’de Bizans İmparatoru Manuel Komnenos bu bölgeye düşmanı sokmamak için iki tane kule yaptırmış. Biri Mangana Manastırı’nda, yani bugünkü Topkapı Sarayı kıyısında, diğeri de Üsküdar sahilinde yükseliyormuş. Kız Kulesi’nin şimdiki yükseldiği yerde. İki kule arasına zincir geren Komnenos, böylece Boğaz’dan geçen gemileri kontrol altına almış.
  • İstanbul’un fethi sırasında Venedikliler bu kuleyi üs olarak kullanmış ve Bizanslılara yardım etmiş.
  • Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra bu kuleyi bir kaleye dönüştürmüş ve etrafına toplar yerleştirmiş. istanbul Boğazı’nın güçlü savunması sayesinde buraya pek ihtiyaç duyulmamış ve zaman içinde burası bir gösteri merkezi haline gelmiş.
  • Kule aynı zamanda karantina odası ve sürgün yeri olarak da kullanılmış.
  • Kız Kulesi’nin eski isimlerini şu şekilde sıralayabiliriz: Arkla, Damalis ve Leandros’un Kulesi. Bu isimlerden aşağıda uzun uzadıya bahsedeceğiz.

Kız Kulesi Efsaneleri: Kız Kulesi’nin Hikayesi Nedir?

Kız Kulesi ile ilgili efsaneler

Konu, tarihin en önemli şehirlerinden birinin en gizemli kulelerinden biri olunca ister istemez birçok efsane beraberinde geliyor. İşte, Kız Kulesi’nin başına gelen de bu. Şimdi bu efsanelerden bahsedeceğiz.

Yılanla Gelen Acı Son

İlk efsaneye göre Bizans krallarından birinin kızı olmuş ve kız hakkında bir kehanet ortaya atılmış. Prenses, 18 yaşında bir yılan tarafından sokularak ölecekmiş. Bunu duyan kral, denizin ortasındaki adada bulunan kuleyi restore ettirerek prensesin yaşayabileceği bir alana dönüştürmüş. Prenses 18 yaşına gelince hizmetçilerin getirdiği bir üzüm sepetinin ya da prensese aşık olan genç bir subayın getirdiği çiçek sepetinin içine saklanan yılan adaya ulaşmış ve prensesi sokarak öldürmüş.

Battal Gazi Kız Kulesi’nde

Anlatılan bir diğer efsane de şu: Battal Gazi, Selçuklu dönemlerinde Üsküdar tekfurunun kızına aşık olmuş. Bu durumu istemeyen tekfur, kızını Kız Kulesi’ne hapsetmiş; ama Battal Gazi’yi kim tutabilir? Bir kurtarma macerasından sonra aşıklar kavuşmuş.

Yunan Liderin Acısı

Antik Yunan zamanlarında İstanbul Atinalıların elindeyken buraya Chares isminde bir amiral ya da Kharis isminde bir kral gelmiş. Makedon Kralı I. Filip tehlikesine karşı gönderilen bu amiralın / kralın eşi, İstanbul’da vefat etmiş. Amiral Chares / Kharis çok üzülmüş ve bugün Kız Kulesi olarak bildiğimiz yere dillere destan bir anıt mezar yaptırmış.

kız kulesi efsanesi

Leandros’un Ölümsüz Aşkı

Yunan mitolojisinden gelen bir efsane daha var, ama bu aslında başka bir efsanenin kuleye uyarlanmış ve yıllar boyunca yanlış bir şekilde dilden dile dolandırılmış hali. Denilenlere göre kulenin bugün bulunduğu yerde Afrodit tapınaklarından biri bulunuyormuş ve burada Hero adında bir rahibe yaşıyormuş. Leandros isimli bir genç, rahibeye aşık olmuş ve her gün karşı kıyıdan, tapınağın bulunduğu adaya yüzüyormuş. Hero, Leandros yolunu kaybetmesin diye adada ateş yakarmış. Fırtınalı bir günde ateş sönmüş, Leandros yüzerken yolunu kaybetmiş ve boğularak ölmüş. Biricik aşkının öldüğü duyan Hero da buna dayanamayıp intihar etmiş. Bu hikayenin aslı ise Çanakkale Boğazı’na dayanıyor. Leandros aslında Abydos (Eceabat) bölgesinden Sestus’a (Çanakkale) yüzüyormuş.

Kız Kulesi Hakkında 9 İlginç Bilgi

Kız Kulesi hakkında 9 ilginç bilgi
  1. Elimizdeki bilgilere rağmen kulenin mimarı ya da kuleyi gerçekte kimin yaptırdığı belirsiz.
  2. Kulenin ilk ismi, “küçük kale” anlamına gelen Arkla ya da Arcla olarak geçiyor.
  3. İstanbul’un fethinden sonra kule yıkılmış ve yerine ahşap bir model inşa edilmiş. Bu ahşap kule de kayıtlara göre 1719 yılındaki bir yangında yok oldu.
  4. Kız Kulesi’nin taş versiyonunu Osmanlı mimarlarından Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tasarladı. Kuledeki kaligrafileri ise Hattat Rakım Efendi, 1857 yılında çizdi.
  5. Kule, 1830 yılındaki kolera salgınında bir karantina merkezi olarak kullanıldı.
  6. Kulenin bir deniz feneri olarak hizmet vermesi için meşale şeklinde bir fener yerleştirildi. 1920 yılında bu fener, otomatik ışık sistemi ile değiştirildi.
  7. Daha sonrasında bir radyo istasyonu olarak da kullanıldı.
  8. 1964 yılında Savunma Bakanlığı’nın hizmetine verildi. 1982 yılında ise Denizcilik İşletmelerine. Bu tarihten sonra kule 49 yıllığına kiralandı.
  9. Kız Kulesi günümüzde bir restoran ve düğün evi olarak hizmet veriyor.

Tarihi Keşfetmeye Devam: İstanbul’da Gezilecek Diğer Yerler

Kız Kulesi ve Galata Kulesi

Kız Kulesi ile Galata Kulesi birbirine aşıktır derler. Birini gördükten sonra diğerini görmemek olmaz! Üsküdar kalkışlı vapurlar üzerinden Beşiktaş ya da Kabataş’a geçtikten sonra keyifli bir yürüyüş ile Galata Kulesi’ne gidebilirsin. İstanbul’u semt semt gezmeyi planlıyorsan İstanbul Şehir Rehberi yazımıza mutlaka göz at

Kız Kulesi Ziyaret Saatleri

Kız Kulesi ziyaret saatleri 09.00-19.00 arası. Yazının başında da belirttiğimiz gibi şu an Kız Kulesi büyük bir tadilattan geçiyor. Tadilat bitince güncel bilgilere göre ziyaretini gerçekleştirebilirsin.

Devamını Oku

Galata Kulesi Hikayeleri: Bir İstanbul Masalı

Galata Kulesi Hikayeleri: Bir İstanbul Masalı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İstanbul silüetini hayal ettiğimizde ilk başta ortaya Galata Kulesi’ni koyarız. Çevresine diğer İstanbul yapıları dizilir. İstanbul gezisi denilince de ilk Galata için plan yaparız. Çünkü hem Galata Kulesi’ni hem çevre sokaklarını çok severiz. Biz kimiz? Seyahatseverler. 

Galata Kulesi Masalları

Galata Kulesi Efsaneleri

İstanbul’un biriciği Galata Kulesi; bazıları insan hayal gücünün eseri, bazıları da tarihi belgelerle kanıtlamış hikayeleriyle pek meşhur. İstanbul silüetine gizemli bir hava katan Galata Kulesi’nin hikayelerine, İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası kitabından bir örnekle başlayalım. Kitapta, İstanbul’a ilk kez gelen denizci Cenevizlilere, ak martının karanlıkta yol gösterdiği anlatılır. İnançlarının bir tezahürü olarak martıyı Hz İsa ile özdeşleştiren Cenevizliler, onu yuvasına kadar takip ettikten sonra yakalar, pişir ve yerler. Yuvasının bulunduğu yere de onun hatırası için Galata Kulesi’ni inşa ederler.

Galata Kulesi’ne beraber çıktığın kişiyle evlenirsin derler. Bu efsane, Roma döneminden kalma. Galata Kulesi’ne ilk kez beraberce çıkan bir kadın ve erkek, mutlaka evlenirmiş o zamanki inanca gör. Eğer taraflardan biri, önceden kuleye çıkmışsa bu tılsım bozulurmuş ama. Ayrıca eğer kuleye beraber çıkacak çiftin kaderinde kavuşamamak varsa karşılarına mutlaka bir engel çıkarmış. Yani Galata Kulesi, bir ömür beraber yaşamayacak çiftleri kabul etmezmiş. Bir çift olarak Galata Kulesi’ne çıkarsanız aklınızda bulunsun.

Bir İstanbul Efsanesi: Galata Kulesi’nin Aşk Hikayesi

Kız Kulesi

Galata Kulesi’nin bir efsanesi var, üstelik o kadar romantik ki… Efsaneye göre Galata Kulesi ile Kız Kulesi birbirine aşıktır ama aralarında bulunan İstanbul Boğazı, sevgililerin kavuşmasını engellemektedir. Galata Kulesi aşkını mektuplara yazar yıllarca ve Kız Kulesi’ne olan hasretini kelimelere döker. Hezarfen Ahmet Çelebi de uçma hayalini gerçekleştirmek için buraya çıktığında, Galata Kulesi onun kulağına Kız Kulesi’ne olan aşkını fısıldar ve mektupları ona verir. İstanbul’un üflediği rüzgarı arkasına alan Hezarfen, mektupları Kız Kulesi’ne ulaştırır. Aşkının platonik olmadığını anlayan Kız Kulesi, sevinçten havaya uçar ve bu iki aşık, İstanbul’un en güzel manzarasını oluşturur.

Galata Kulesi Ne Zaman Kim Tarafından Yapıldı?: Geçmişe Günümüze Bir Zaman Yolculuğu

Galata Kulesi kim tarafından yapıldı?

Galata Kulesi, Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında fener kulesi olarak inşa ettirilmiş, ancak Cenevizliler kuleyi 1349 yılında yeniden inşa etmiş. 1500’lü yıllarda ise depremden zarar gören kule, Mimar Hayreddin tarafından onarılmış. III. Selim döneminde ise kulenin üst katına bir cumba eklenmiş. Kule, 1831’de bir yangın daha geçirince II. Mahmut kulenin üzerine iki kat daha çıkmış. Son olarak 2020 yılında tekrar restore edildi.

En son yapılan restorasyondan sonra;

  • Taksim-Tünel nostaljik tramvayı tasarımında bir bilet gişesi yer alıyor.
  • Zemin katta, bilet kontrol ve güvenlik noktası bulunuyor.
  • Birinci kat, müze mağazası olarak kullanılıyor.
  • İkinci katın bir kısmında kulenin gözlemevi olarak kullanıldığı dönemi anlatan bir sergi  bulunuyor. Diğer kısmında ise Hezârfen Ahmed Çelebi’nin Galata Kulesi’nden süzülüşünün bir animasyonu gösteriliyor. Ayrıca burası simülasyon alanı olarak da kullanılıyor.
  • Üçüncü katta Kurtuluş Savaşı’na ait kule fotoğrafları yer alıyor.
  • Dördüncü katta ise Galata Kulesi ve surlarına ait bilgi ve eserler sergileniyor.
  • Kulenin beşinci katında, Galata Kulesi ve İstanbul ile ilgili eserlerin bulunduğu kalıcı sergi alanları bulunuyor.
  • Altıncı kat geçiş alanı olarak kullanılıyor. Asansör bu kata kadar çıkabiliyor.
  • Geçici sergi alanı olan yedinci katta ise İstanbul’un bir bölümünü gösteren maket bulunuyor. Pencere önlerinde ise seyir dürbünleri bulunuyor.
  • Sekizinci kat ise seyir terası olarak kullanılıyor.

Galata Kulesi Nerede, Nasıl Gidilir?: Galata Kulesi Ulaşım Seçenekleri

Galata Kulesi, Karaköy’ün üst kısmında, Beyoğlu ilçesinin Galata semtinde bulunuyor. Dilersen Yenikapı-Hacıosman metro hattı ile Şişhane durağında inip İstiklal Caddesi üzerinden yürüyerek 5 dakikada ulaşabiliyorsun. Anadolu yakasından geleceksen Karaköy vapuruyla karşıya geçip tüneli kullanarak Taksim’e, oradan da 5 dakika yürüyüş ile Galata Kulesi’ne kavuşabilirsin.

Galata Kulesi’nin Özellikleri

Galata Kulesi'nin özellikleri

Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olarak kabul ediliyor. 528 yılından beri İstanbul’u süsleyen yapı, dünyanın en eski kulelerinden. Hala dimdik ve güçlü olan kulenin önünde eğilesimiz geliyor. Galata Kulesi özellikleri bakımından da dikkat çekici. Yüksekliği yerden çatının en uç kısmına kadar 69.90 metre. Zeminde bulunan çukurlarda yapılan araştırmalarda kafa tasları ve insan kemikleri bulunmuş. Buradan, bir zamanlar kulenin zeminin altının zindan olarak kullanıldığı çıkarılıyor. Yapılan statik hesaplamalara göre 10.000 ton olan kule, sade tasarıma rağmen çok ihtişamlı.

Galata Kulesi Tarihine Kısa Bir Bakış

Galata Kulesi Tarihi

Tarihi boyunca birçok savaş yaşayan İstanbul, 1204 yılındaki 4. Haçlı Seferi’nde bir hayli yara almış ve neredeyse tamamen yıkılmış. 1348 yılında Cenevizliler surlara ek olarak kuleyi de onarmış. Bu onarma çalışmasına, Galata Kulesi’ni yığma taşlardan yeniden oluşturmak da diyebiliriz. Kulenin adını da İsa Kulesi koymuşlar. Bu tarihte İstanbul’un en yüksek binası olan kule, 1445-1446 yılları arasında yükseltilmiş. Kule, Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra da neredeyse her yüzyılda bir yenilenmiş.

Bir fener kulesi olan Galata, bu tarihten sonra birçok farklı şekilde kullanılmış. 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hristiyan savaş esirlerinin barınağı, Sultan III. Murat döneminde rasathane, 1717’den itibaren de yangın kulesi olarak kullanılmış; ancak birçok badire atlatmaya da devam etmiş. Galata Kulesi aslında oldukça talihsiz. Şöyle ki III. Selim döneminde çıkan bir yangında kulenin büyük bölümü yanmış. Ardından onarılan kule, 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görmüş ve yeniden onarılmış. O da ne? 1875 yılında koca kulenin bir fırtınada külahı devrilmiştir. Nihayet 1967’de tamamlanan son onarımla kule bugünkü görünümüne kavuşmuş. Daha önce de söylediğimiz gibi son restorasyon da 2020 yılında yapıldı.

Hezarfen Ahmet Çelebi Meselesi

Galata Kulesi ve Hezarfen Ahmet Çelebi

Kollarına tahta kanatlar takarak ilk uçuş deneyimini gerçekleştiren Hezarfen Ahmet Çelebi kendini Galata Kulesi’nden boşluğa bırakmış, lodostan faydalanıp uçarak İstanbul Boğazı’nı aşmış ve Üsküdar Doğancılar semtine inmiş. Evliya Çelebi’nin anlattıklarına göre olay şöyle: “İptida Okmeydan’ın minberi üzere, rüzgar şiddetinden kartal kanatları ile sekiz, dokuz kere havada pervaz ederek talim etmiştir. Badehu Sultan Murad Han Sarayburnu’nda Sinan Paşa Köşkü’nden temaşa ederken Galata Kulesi’nin taa zirve-i belasından lodos rüzgarı ile uçarak Üsküdar’da Doğancılar meydanına inmiştir. Sonra Murad Han, kendisine bir kese altın ihsan ederek: ‘Bu adam pek havf edilecek (korkulacak) bir ademdir. Her ne murad ederse elinden geliyor. Böyle kimselerin bekası caiz değil.’ diye Gazir’e (Cezayir) nefyeylemiştir (sürmüştür). Orada merhum olmuştur.” Bu tarihi olay Galata’da gerçekleştirdiği için kule daha da bir anlamlı, değil mi?

Galata Kulesi Giriş Ücreti ve Diğer Bilgiler

Galata Kulesi Giriş Ücreti

Kulenin tarihini anlattık ama İstanbul’a olan estetik katkısını da yadsıyamayız. Şimdi sıra burayı keşfetmeye geldiyse birkaç bilgi vermemiz gerek. Galata Kulesi giriş ücreti 2023 yılı itibarıyla 175 TL. Kulenin çalışma saatleri ise 08.30-23.00 arası. Güncel bilgi almak için Galata Kulesi web sayfasını ziyaret edebilirsin.

Galata Kulesi’ne asansörle çıkıyorsun. Bir yere kadar sana asansör eşlik etse de son iki katında merdiven kullanmak durumundasın. İnişte ise asansörü kullanamıyorsun. Galata Kulesi’nin üst katı restorana ayrılmış durumda. Türk mutfağının eşsiz menüsünün bulunduğu bu restoranda, tarihle iç içe muhteşem bir manzarayla yemek yeme deneyimini bünyenle tanıştırabilirsin.

Galata Kulesi’nin Çevresinde Neler Var?

Galata Kulesi

Galata Kulesi’nin çevresinde birçok kahve mekanı sıralayabiliriz. Gezilecek yerler, alışveriş caddeleri, tarihi mekanlar… Hem mimari estetiği hem bulunduğu merkezi lokasyon hem de manzarasıyla muhteşem şeyleri tek nefeste sunan Galata, İstanbul ziyaretinde ilk uğrayacağın yer olacak muhtemelen. Kuleden İstanbul’un sahil kesimi tamamen izlenebiliyor. Yani Haliç ve İstanbul Boğazı panoramik olarak ayağının dibinde.

Galata Kulesi Çevresinde Neler Yapsak?

Galata Kulesi çevresi

Galata Kulesi’ni keşfettin, tarihe ve İstanbul manzarasına doydun. “Bu gezi keyfi burada sonlanmasın da Galata gölgesinde bir şeyler yapalım.” diyorsan sana özel birkaç önerimiz var:

  • Eğer kuleyle harika bir fotoğraf çektirmek istersen Galata Kulesi’ni arkana alacağın Konak Restoran’a mutlaka uğra. Burada önce bir kahve içip sonra Galata ile fotoğraf çektirebilirsin. Konak Restoran, kulenin sağ tarafında bulunan yokuştan indiğinde bulabileceğin kadar yakın. Galata ile fotoğraf çektirmenin bir yolu da kulenin tam karşısındaki sokağa girmek. Sokağın başında vereceğin pozda, kulenin tam arkadan boylu boyunca sana eşlik ettiğini göreceksin.
  • Konak Restoran’a alternatif olarak kule manzarası görebileceğin diğer mekanlar ise şöyle: Barnathan, Firuzende, Şirin Fırın, Güney Restoran, Nuit Teras.

Galata ara sokaklar

  • Kulenin çevresi hep hareketli. Kafe ve restoranlar derya deniz fakat aşağı indiğinde Karaköy’e varacağını ve orada da seni muhteşem kafelerin beklediğini bilmelisin.
  • Kale ile vedalaşıp İstiklal Caddesi’ne çıkmaya karar verdiysen Galip Dede Caddesi’nden doğru yukarı çıkarken seni muhteşem restoran ve butik kafeler bekliyor.
  • Galip Dede Caddesi; hediyelik eşyalar, el yapımı takı – aksesuarlar ve enstrüman dükkanlarıyla ayrıca değerlendirilmesi gereken bir gezi rotası. Kıymetini bil!
  • Farklı bir etkinlik için Galata Mevlevihanesi’ne uğrayabilirsin. Burada turistler oldukça fazla. Özel etkinliklerin düzenlediği bu mevlevihaneye girmek ücretli.
  • Yine Galata sınırları içinde bulunan Kırım Kilisesi de uğraman gereken yerlerden.
Devamını Oku

Edebiyat Kulisi Dergisi 14. Sayısı Okuyucuyla Buluşuyor: Kapak Konuğu Yeşilçam’ın Usta İsmi Kadir Savun

Edebiyat Kulisi Dergisi 14. Sayısı Okuyucuyla Buluşuyor: Kapak Konuğu Yeşilçam’ın Usta İsmi Kadir Savun
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin kültür, sanat ve edebiyat dünyasına ışık tutan önemli yayınlardan biri olan Edebiyat Kulisi Dergisi, merakla beklenen 14. sayısıyla okuyucularıyla buluşuyor. Her sayısında edebiyatın farklı yönlerini ele alan, kültür ve sanat dünyasının önemli isimlerine yer veren dergi, bu sayısında Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularından Kadir Savun’u kapak konuğu olarak ağırlıyor.

Sinema tarihine damga vuran karakter oyunculuğu, güçlü sahne performansı ve samimi duruşuyla hafızalara kazınan Kadir Savun, bu özel sayıda hayatı, sanata bakışı ve Yeşilçam yıllarına dair anılarıyla geniş bir dosya halinde okuyucuların karşısına çıkıyor. Derginin 14. sayısı yalnızca bir kapak dosyasıyla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda edebiyat dünyasından röportajlar, şiirler, denemeler, inceleme yazıları ve kültür-sanat haberleriyle zengin bir içerik sunuyor.


Yeşilçam’ın Babacan Yüzü: Kadir Savun

Türk sinemasının altın çağı olarak kabul edilen Yeşilçam döneminde sayısız filmde rol alan Kadir Savun, özellikle karakter oyunculuğundaki başarısıyla tanındı. Sinemaseverlerin hafızasında çoğu zaman “babacan”, “güvenilir” ve “samimi” karakterleriyle yer eden usta oyuncu, Türk sinemasının unutulmaz isimleri arasında gösteriliyor.

1926 yılında İstanbul’da dünyaya gelen Kadir Savun’un sinema yolculuğu oldukça ilginç bir şekilde başladı. Gençlik yıllarında sporla ilgilenen ve bir dönem boks sporuyla da uğraşan Savun, güçlü fiziği ve dikkat çeken duruşuyla kısa sürede sinema çevrelerinin dikkatini çekti. 1950’li yıllarda sinemaya adım atan oyuncu, kısa süre içinde Yeşilçam’ın aranan karakter oyuncularından biri haline geldi.


Yeşilçam Filmlerinde Unutulmaz Roller

Kadir Savun, kariyeri boyunca yüzlerce filmde rol aldı ve Türk sinemasının en üretken oyuncularından biri olarak kabul edildi. Özellikle 1960’lı ve 1970’li yıllarda Yeşilçam’ın en yoğun döneminde birçok önemli yapımda yer aldı.

Dönemin efsane oyuncuları Cüneyt Arkın, Kemal Sunal, Kartal Tibet, Türkan Şoray ve Fatma Girik gibi isimlerle aynı projelerde rol alan Savun, çoğu zaman hikâyenin güçlü yan karakterlerinden birini canlandırdı. Onun canlandırdığı karakterler genellikle dost canlısı, güven veren ve hikâyeye sıcaklık katan kişilerdi.

Sinemaseverler için Kadir Savun’un en dikkat çekici yönlerinden biri de doğal oyunculuğu oldu. Rol aldığı karakterleri abartısız bir şekilde yansıtan oyuncu, Yeşilçam’ın samimi atmosferini perdeye taşıyan isimlerden biri olarak hafızalara kazındı.


Edebiyat Kulisi Dergisi’nde Özel Dosya

Edebiyat Kulisi Dergisi’nin 14. sayısında Kadir Savun’un sinema kariyeri ve hayatına dair birçok detay okuyucularla paylaşılıyor. Dergide yer alan özel dosyada;

  • Yeşilçam dönemine dair bilinmeyen anılar
  • Kadir Savun’un oyunculuk anlayışı
  • Sinema dünyasında yaşadığı ilginç hatıralar
  • Türk sinemasına katkıları

gibi birçok konu detaylı bir şekilde ele alınıyor.

Derginin bu sayısında ayrıca Yeşilçam’ın kültürel mirasına da değinilerek Türk sinemasının geçmişten günümüze geçirdiği değişim üzerine değerlendirmeler yer alıyor.


Kadir Savun’un Sanata Bakışı

Kadir Savun’un sinemaya bakışı, onu diğer oyunculardan ayıran önemli özelliklerden biri olarak biliniyor. Yeşilçam döneminde oyunculuğun çoğu zaman yoğun tempoyla yapıldığını belirten Savun, birçok röportajında sinemanın bir gönül işi olduğunu vurgulamıştır.

Usta oyuncu, bir söyleşisinde şu sözleri dile getirmiştir:

“Bizim zamanımızda sinema yalnızca bir meslek değildi. Sinema bir tutkuydu. Setlerde günlerce çalışır, yorulurduk ama perdeye yansıyan o hikâyenin parçası olmak her şeye değerdi.”

Bu yaklaşım, onun kariyerine ve oyunculuğuna da doğrudan yansımış, Kadir Savun’u Yeşilçam’ın saygı duyulan karakter oyuncularından biri haline getirmiştir.


Türk Sinemasında Bir Emekçinin Hikâyesi

Kadir Savun, kariyeri boyunca başrol oyunculuğundan çok karakter oyunculuğu ile tanınsa da, sinemaya verdiği emek ve katkı nedeniyle Türk sinema tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Yeşilçam’ın üretim hızının çok yüksek olduğu yıllarda oyuncular çoğu zaman arka arkaya projelerde yer alıyor, haftalar içinde yeni filmler çekiliyordu.

Savun da bu yoğun tempoda çalışarak Türk sinemasının emektar isimlerinden biri olarak anıldı. Onun oyunculuğu, yalnızca rol aldığı karakterlerle değil, aynı zamanda setlerdeki çalışma disiplini ve meslektaşlarıyla kurduğu dostluklarla da hatırlanıyor.


Edebiyat ve Sinemanın Buluştuğu Bir Sayı

Edebiyat Kulisi Dergisi’nin yeni sayısı yalnızca sinema odaklı bir dosya sunmakla kalmıyor; aynı zamanda edebiyat dünyasından önemli kalemleri de bir araya getiriyor. Şiirden öyküye, eleştiriden denemeye kadar geniş bir içerik sunan dergi, kültür sanat meraklıları için kapsamlı bir okuma deneyimi vadediyor.

Bu sayıda ayrıca;

  • Güncel edebiyat tartışmaları
  • Yeni çıkan kitap incelemeleri
  • Yazar röportajları
  • Genç kalemlerin eserleri

gibi birçok içerik yer alıyor.


Edebiyat Kulisi Dergisi Kültür Dünyasına Katkı Sunmaya Devam Ediyor

Her sayısıyla edebiyat ve sanat dünyasına yeni bir pencere açan Edebiyat Kulisi Dergisi, 14. sayısıyla da kültür dünyasına önemli bir katkı sunuyor. Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncularından Kadir Savun’un hayatını ve sinema yolculuğunu merkeze alan bu özel sayı, hem sinema tutkunları hem de edebiyat severler için dikkat çekici bir içerik sunuyor.

Türk sinemasının hafızasında önemli bir yere sahip olan Kadir Savun’un yaşamından kesitler ve Yeşilçam’ın sıcak atmosferini yansıtan anılar, bu sayıda okuyucularla buluşuyor.

Devamını Oku

İzlenebilir Edebiyat Dergisi Sonümit’in 5. Sayısı Yayında

İzlenebilir Edebiyat Dergisi Sonümit’in 5. Sayısı Yayında
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İzlenebilir Edebiyat Dergisi #sonümit’in 5. Sayısı Yayında

“İzlenebilir edebiyat dergisi” mottosuyla yayın hayatına devam eden #sonümit, 5. sayısını 16
Ocak’ta edebiyatseverlerle buluşturdu. Edebiyatı sadece kâğıt üzerinde değil, görsel ve işitsel
bir deneyim olarak sunan dergi, bu sayısında rotasını Akdeniz’e çeviriyor.

Dosya: Kıbrıs Türk Edebiyatı


Bu sayıda Dervişe Güneyyeli ve Mihrican Aylanç ile Kıbrıs Türk Edebiyatı’nın geçmişten
günümüze gelişimi, önemli isimleri ve güncel sorunları mercek altına alınıyor. Acapella
bölümünde Kadir Aydemir, “Sonsuz Bir Soru” öyküsünü seslendiriyor. Turgay Kantürk’ün
“Yaz ve Zaman” şiiri klipleşiyor, şiiri ise Emrah Yar seslendiriyor. Gülhan Tuba Çelik ise
2025 yılını öykü bağlamında değerlendiriyor.
Yayın yönetmenliğini Burak Çakır’ın, editörlüğünü Nezafet Büşra ve Ayşe Hilal Ezber’in
üstlendiği beşinci sayının müziklerini ise Mert Dizdar ve İstanbul Sound Desing yapıyor.
Derginin tüm sayıları gibi yeni sayısı da YouTube üzerinden izlenebiliyor:
Detaylar için tıklayınız.

Devamını Oku