DOLAR

37,9565$% 0.03

EURO

42,0881% 2.07

GRAM ALTIN

3.780,51%-1,20

ÇEYREK ALTIN

6.268,00%-0,60

TAM ALTIN

24.995,00%-0,88

İmsak Vakti a 02:00
Şanlıurfa HAFİF YAĞMUR 12°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Edebiyatkulisi

Edebiyatkulisi

01 Nisan 2025 Salı

İhsan Yüce

İhsan Yüce
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Oyuncu, yönetmen, senaryo yazarı, şair (D. 23 Ocak 1929, Elazığ – Ö. 15 Mayıs 1991, İstanbul).  Gerçek adı Mehmet İhsan Yüce. İzmir Atatürk Lisesi ve İzmir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunu.

Bir süre özel şirketlerde muhasebecilik yaptı. Sanat yaşamına 1952’de İzmir’de Halk ve Çocuk Tiyatrosunda başladı. Bir sezonluk ömrü olan Bizim Tiyatroyu kurdu. 1965-1966 arasında Lale Oraloğlu Tiyatrosunda çalıştı. 1968 yılında üç arkadaşı ile birlikte Ankara Drama Tiyatrosunu kurdu. Bu tiyatroda Suç ve Ceza ile Sahne Işıkları isimli oyunları sahneledi ve ilgi gördü. Gen – Ar, Arena ve Direklerarası Tiyatrolarında çalışmalarını sürdürdü.

Altın Yumru filmi ile oyuncu olarak sinemaya geçti. Ertem Eğilmez’in yönettiği Senede Bir Gün, Bir Millet Uyanıyor, Sürtüğün Kızı gibi filmlerde oyunculuğunu sürdürdü. Bu arada senaryo yazmaya başladı. Aslıer Film şirketini kurdu, senaristliğini, yönetmenliğini ve oyunculuğunu yaptığı Hayat Cehennemi adlı filmi yaptı. 1966 Antalya Film Festivalinde İşte Hayat filmindeki kompozisyonu ile En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. 1981 Antalya Film Festivalinde Derya Gülü isimli filmdeki rolüyle En Başarılı Erkek Oyuncu ödülünü aldı.

Ekmek Şarap Sen ve Ben” adlı ünlü şiiri bestelenen İhsan Yüce, 15 Mayıs 1991 günü İstanbul’da vefat etti. Karacaahmet Mezarlığında toprağa verilmiştir.

 

Bazı Ödülleri:

 

En İyi Erkek Oyuncu (Derya Gülü) / 18. Antalya Film Şenliği 1981

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (İşte Hayat) / 13. Antalya Film Şenliği 1976

 

Yönetmenliğini Yaptığı Bazı Filmler:

 

Şişeli Köy (1985)

Deliler Koğuşu (1981)

Bizim Sokak (1981)

İbişo (1980)

Duy Kalbimin Feryadını (1980)

Bebek (1979)

Hayat Cehennemi – Hiç (1971)

 

Senaristi Olduğu Bazı Filmler:

 

Semer (1993

Kayıp Aranıyor (1991

Bir Umut Uğruna (1991)

Bir Avuç Sevgi (1990)

Fazilet (1989)

İnatçı (1988)

Öğretmen (1988)

 

Yapımcısı Olduğu Film:

 

Bizim Sokak (1981)

 

Rol Aldığı Bazı Diziler:

 

Anneler Babalar ve Çocuklar (1991)

Belene (Balıkçı, (1987)

Alçaktan Uçan Güvercin (1983)

 

Rol Aldığı Bazı Filmler:

 

Aliye (Kadir, 1992)

Gece Yarısı Vurgunu (İzzet Reis, TV Filmi 1990)

Lambada / Gençlik Fırtınası (Hakan’ın Amcası, 1989)

Karılar Koğuşu (Remzi Efendi, 1989)

Güneşin Solduğu Gün (1989)

Gülbeyaz (1989)

Fazilet (Amca Müslüm, 1989)

Keriz (Şehmus, 1985)

Deliler Koğuşu (Ayyaş Mucit Edison, 1981)

Mahmudo ile Hazel (1979)

Karpuzcu (Recep, 1979)

Aşk Mahkumları (1977)

Aslan Bacanak (Bakkal Kerim, 1977)

Aç Gözünü Mehmet (Mustafa, 1974)

Karaoğlan Geliyor (Hancı, 1972)

Tarkan (Piyer, 1969)

Güzel Bir Gün İçin (Şaban, 1965)

Devamını Oku

Zekâ Kavramının Tanımı ve Başlıca Zekâ Kuramları Nelerdir?

Zekâ Kavramının Tanımı ve Başlıca Zekâ Kuramları Nelerdir?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bazı psikologlar, bireyin çevreye uyumu üzerinde dururlar, kişinin çevresine uyumu ile zekâ düzeyi arasında önemli bir ilişki olduğunu söylerler. Bazı psikologlara göre de zekâ öğrenebilme yeteneğidir. Bazıları ise zekâyı soyut düşünebilme yeteneği olarak tanımlar. Zekâ insanın bilişsel gücünün öteki adıdır; zaten bilişsel psikolojide zekâ kavramı yerine, bilişsel güç kavramı kullanılmaktadır.


İlk zekâ testini yapan Fransız psikolog Alfred Binet’e göre zeka; belirli bir amaca yönelmek, amaca erişmek için direnmek, uyum sağlayabilmek ve kendini eleştirebilmek eğilimidir. Psikolog William Lois Stern’e göre zekâ, düşüncesini bilinçli olarak yeni bir işe yönlendirebilme konusunda genel bir beceridir; hayatın gerektirdiği yeni sorumluluk ve taleplere zihinsel olarak genel bir uyum sağlayabilmedir.

Zekâ, birbirinden farklı alanlara yayılan beyin gücünün kapasitesi, bu kapasitenin verimli kullanılabilmesi, bu kullanımın dengesi olarak tanımlanan bir sinerjidir. Zekâ, dünyanın bizden beklediklerine en iyi uyum gösterebilme yeteneğidir. Kişinin anlama, kavrama, öğrenme kapasitesidir; zihinsel performansı gösterir. En geniş anlamıyla zekâ, genel bir zihin gücü olarak tanımlanabilir.

Başlıca zekâ kuramları şunlardır.

Tek Etmen Kuramı: Zekâyı genel bir yetenek olarak algılayanların görüşlerine zekânın tek etmen kuramı denir. Bununla birlikte, bu görüşte olan birçok psikolog bu genel düşünsel yeteneği birbirinden farklı olarak tanımlamışlardır.

Bu grupta yer alan ve zekâ testleri alanında tanınmış psikolog Lewis Madison Terman’a göre, zekâ, soyut düşünme yeteneğidir. Bundan sayılar ve sözcükler gibi bir takım zihinsel sembollerle düşünme yeteneği anlaşılır. William Lois Stern ise, yeni karşılaşılan durumların gereklerini, düşünme yeteneğinden yararlanarak karşılayabilme, yeni hayat koşullarına uyabilme gücü olarak tanımlamaktadır. Bütün bu açıklamalarda ortak olan hususlara göre, zekânın bireyin çevresine etkili bir şekilde uyumunu sağlayan soyut ve genel bir yetenek olduğu anlaşılmaktadır.

Lewis Madison Terman’a, üstün zekâlılar eğitiminin babası denilir. Terman, 1922 yılında başlayıp 50 yıl boyunca üstün zekâlı bireyleri takip eder. Öğretmen yargıları, testler, anketler, mülakatlar, fiziksel gelişimleri, psikolojik gelişimleri, sosyal ve profesyonel gelişimleri gibi boyutları verilerle desteklediği araştırmalar yapar. Bunun yanında Terman, Binet-Simon testini, Amerika’ya uyarlayarak Stanford-Binet Ölçeğini geliştirir.

Binet-Simon Testi: 1904 yılında devlet tarafından Alfred Binet ve T. Simon’dan genel müfredat aracılığı ile yeterli eğitimden istifade edemeyecek çocukları saptamak için bir test geliştirilmeleri istenir. O yıllarda uyumlu, yumuşak başlı, sakin, düzenli, sosyal becerileri iyi çocuklar zeki olarak değerlendirilirken; sessiz veya agresif, konuşma, işitme, görme problemli çocuklar öğrenme engelliler sınıflarına yerleştirilebiliyordu. Binet çalışmasında zekâ tespiti için önemli kriterlere ulaşır. Bunlardan bazıları, dikkat yoğunluğu ve süresi, hafıza, yargı kabiliyeti, mantık geliştirme ve kavrama gibi alanlardır. Binet’in en önemli katkılarından biri “zekâ yaşı” kavramını bulmasıdır.

Lewis Madison Terman, Stanford-Binet IQ testi

Çift Etmen Kuramı: İngiliz Charles Spearman, genel düşünsel yeteneği çift etmen kuramı ile açıklamaya çalışmıştır. Spearman’a göre, bir bireyin ne ölçüde zeki olduğu, onun karşılaştığı karmaşık durumlarda kurduğu ilişkilerde ve sorun çözmede bulduğu kestirme yollarda kendini gösterir. Bu kurama göre zekâ iki temel faktörden oluşmuştur. Spearman bu faktörlere g genel yetenek ve s özel yetenek faktörü adını vermiştir. Spearman’ın bu kuramına “İki Faktör Kuramı” denilir. Genel yetenek “g” faktörü tüm zihinsel faaliyetlerde rol oynayan, ortak ve genel bir zihinsel enerji; özel yetenek “s” faktörü ise, bir işin yapılmasında gerekli olan genel zihinsel yetenekten ayrı olarak ihtiyaç duyulan zihinsel bir güç olarak algılanmıştır. Spearman’a göre bireyler g, s faktörleri açısından farklılıklar gösterir. Zekâ ölçülürken g faktörünün ölçülmesi gerektiğini vurgular çünkü g faktörünün zekâ olduğunu söyler.

Çok etmen kuramı: Zekâyı çok etmen kuramı ile açıklayan bilim adamları da vardır. Bunların başında Thorndike, Thurstone ve Guilford gelmektedir. Bu psikologlara göre; günlük davranışlarımızı düzene koyan fikirsel gizil güç, bir tek genel yetenek olmaktan ziyade bir çok özel yetikliklerin bir araya gelmesinden oluşmuştur.

Eğitim Psikolojisi’nin babası olarak bilinen Amerikalı psikolog Edward Thorndike ise çoklu faktörler kuramının öncülerindendir. Ona göre zeka birbirinden ayrı faktörlerden meydana gelir. Faktörler birbirinden bağımsızdırlar. Bu duruma göre genel bir zekanın sözü edilemez. Zeka değil zekalar vardır. Bir zihinsel problemin çözümünde birden fazla faktör yer alır. Thorndike’a göre, zekanın mekanik, sosyal ve soyut olmak üzere üç şekli vardır. Mekanik zeka; alet, cihaz kullanma ve makine işletebilmede kendini gösterir. Sosyal zeka; insanları anlama, kişiler arası ilişkileri görüp bunlara göre davranabilme gücüdür. Soyut zeka ise, sözcükler, sayılar, formüller gibi sembollerle düşünmede, bilimsel ilkeleri kavramada kendini gösterir.

Thorndike, zekanın bağımsız birçok zihinsel becerinin merkezde olduğu bir teori ortaya koyar.

  1. Sözel anlayış: Kelimeleri tanıma ve anlama yeteneği,

  2. Sözel akıcılık: Sözel ve yazılı olarak uygun kelime ve ifadeleri çabucak bulabilme gücü,

  3. Sayısal yetenek: Basit aritmetik işlemlerini çabuk ve doğru olarak yapabilme

  4. Uzay ilişkilerini kavrama: Nesnelerin uzaydaki biçimlerini kavrayabilme,

  5. Bellek: Mekanik belleme gücü,

  6. Algısal hız: Karmaşık bir nesnenin ayrıntılarını görebilme; benzerlikleri ve farklılıkları çabuk ve doğru olarak algılayabilme,

  7. Mantıksal düşünme: Mantıksal düşünebilme ve usamlama gücü.

İnsanlar bu çeşitli yetenekler bakımından birbirlerinden az çok ayrılık gösterirler. Bu alanlardan herhangi birinde üstünlük gösteren bir kişi, her zaman diğer alanlarda da üstün olmaz. Ancak bunun aksi olan fikir de yanlış değildir. Bu tez, devreden faktör teorisi olarak tanımlanmaktadır. 1940’lı yıllardan beri farklı faktör teorilerini yönlendiren bir zeka modeli olmuştur.

Thorndike Etki Yasası/Bilmece Kutusu (Kedi) Deneyi (Thorndike’nin Etki Yasası, belirli bir durumda tatmine yol açan davranışların, durum tekrarlandığında muhtemelen tekrarlanacağını ve belirli bir durumda rahatsızlığa neden olan davranışların, durum tekrarladığında tekrarlanma olasılığının daha düşük olduğunu söyler.)

1887-1955 yılları arasında yaşayan Louis Leon Thurstone, Spearman’ın genel zekâ üzerinde durmasına itiraz eder. Thurstone, zekânın belli sayıda birincil yeteneğe bölünebileceğini düşünür. Bu yetenekleri bulmak için, birçok farklı madde içeren çok sayıda testin sonuçlarına faktör analizi uygular. Bir grup test maddesi, sözel anlayışı ölçmek üzere hazırlanırken diğer bir grup aritmetik hesaplamayı ölçerek farklı gruplar, farklı yetenekleri ölçmek üzere hazırlanmıştır. Thurstone, tüm testlerin puanları arasındaki korelasyonları bulduktan sonra, bir temel faktörler kümesine ulaşmak için faktör analizi uygular. Bulunan faktörlerden her birini en iyi temsil eden test maddeleri, yeni testler oluşturmakta kullanılır. Bu testler daha sonra başka bir denek grubuna verilerek puanlar arasındaki korelasyonlar tekrar analize tabi tutulur.

Bu tür çalışmayı birçok kez yaptıktan sonra Thurstone, yedi faktörü zekâ testlerinin ortaya koyduğu birincil yetenekler olarak tanımlar. İlgili modeldeki bağımsız yedi faktör; tümevarım, mekanik hafıza, sayısal beceri, algı hızı, uzamsal/geometrik beceri, sözel kavrama ve sözel akıcılıktır. Bireyler arasındaki zihinsel farklılıkların bağımsız yedi faktörden kaynaklandığını öne süren Thurstone, zekânın değerlendirilmesinde grup faktörleri kuramını geliştirir.

Thurstone’un teorisi, zekâya, çok boyutlu bakmış ve her boyutun bir zihinsel yeteneği temsil ettiğini söylemiştir. Bu zihinsel yetenekler, yan yana birbirlerinden bağımsız bir mozaik gibi dururlar. Belirtilen faktörlerin yorumu Gestalt psikolojisi kavramları kullanılarak yapılmıştır.


J.P.Guilford faktör analizi yolu ile birbirinden kesin şekilde bağımsız zihinsel faktörler saptar. “Zihin Yapısı” adını verdiği zeka kuramını 1959 yılında yayınlanır. Ona göre zekanın tabiatı, ancak öğelerinin bilinmesi ve bunların bir sistem içinde düşünülmesi ile anlaşılabilir. Guilford’a göre zihin birbirinden bağımsız faktörlerden meydana gelir. Birey her zihinsel etkinlik alanında aynı ölçüde yeteneğe sahip olmayabilir. Belli bir işte üstün başarı sağlayan bir kişi diğer bir işte aynı ölçüde başarı gösteremeyebilir. Guilford’un zeka modeline göre; zekanın üç boyutu vardır. “İçerik” boyutu figürlerle, sembollerle, anlamlarla ve davranışlarla ilgili bölümlerden oluşur. “Ürünler” boyutu birimler, gruplar, ilişkiler, sistemler, değişik durumlarda formüle etme (transformasyon) ve ortaya çıkan sonuçlardır. “İşlem” boyutu ise, biliş, bellek, ayrıştırıcı düşünme ve değerlendirme süreçlerinden oluşur.

Herhangi bir etmen teorisi içinde yer almayan İsviçreli psikolog Jean Piaget’in, Uyum Teorisi’nde ise zekanın işleyiş ve gelişimi biyolojik bir modelle açıklanır. Ona göre zihinsel yapılar ve zeka, yaşa bağlı olarak gelişmekte ve doğumdan ergenlik sonlarına kadar bu olgunlaşma devam etmektedir. Piaget’e göre, zihinsel gelişim beynimizde kalıtımsal olarak mevcut olan bazı biyolojik yapı ve işlevlere dayanmaktadır. Beynimizin örgütleme ve uyum sağlama olarak adlandırılabilecek iki temel görevi bu yapıyı oluşturmaktadır. Örgütleme insan beyninde doğuştan bulunan bazı yapıların birleştirilmesi ile daha üst düzeydeki zihinsel yapılara ulaşmak anlamına gelmektedir. Uyum sağlama ise özümleme ve uyma süreçleri ile işlev görmektedir.

Her zihinsel faaliyette bulunduğu kabul edilen özümleme ve uyum yolu ile beyin çevre ile olan ilişkilerinde kendi yapılarını değiştirerek ve düzenleyerek faaliyet gösterir. Bireyin beyin yolu ile uyaranları mevcut yapılarına göre seçerek ve değiştirerek içe almasına “özümleme” denir. Böylece çevre ile organizma arasındaki denge kurulmaya çalışılır. Piaget, zihinsel gelişimi dört esas döneme ayırarak inceler.

Sensori-motor dönem: Doğum ile 2 yaş arasını kapsar. Bu aşama zekanın uyanışı olarak da tanımlanabilir.

İşlem öncesi dönem: Bu dönem 2 ile 7 yaş arasını kapsar. Dönemin en önemli özelliği sembolik fonksiyonun ortaya çıkmasıdır.

Somut ve müdahaleci düşünme dönemi: Bu dönem 7 ile 12 yaş arasını kapsar. Göz önünde, somut olan işlemler yapılabilir hale gelir.

Soyut işlemler dönemi: On iki yaşından yetişkin döneme kadar süren bu dönemde kişi geleceğe yönelik soyut biçimde düşünebilir, varsayımlar ileri sürerek çeşitli ihtimaller üzerinde akıl yürütebilir.

Zeka hakkındaki eski görüşlerin sınırlarını en iyi gören kişi Howard Gardner, insan zekasının objektif bir şekilde ölçülebileceği tezini savunan geleneksel anlayışı eleştirerek zekanın tek bir faktörle açıklanamayacak kadar çok sayıda yetenekleri içerdiğini ileri sürer. Gardner, zekayı; bir kişinin bir veya birden fazla kültürde değer bulan bir ürün ortaya koyabilme kapasitesi, gerçek hayatta karşılaştığı problemlere etkili ve verimli çözümler üretebilme becerisi ve çözüme kavuşturulması gereken yeni veya karmaşık yapılı problemleri keşfetme yeteneği olarak tanımlar.

Howard Gardner’ ın 1983 tarihli Zihin Çerçeveleri (Frames of Mind) adlı kitabı IQ görüşüne karşı çıkan bir bildiri niteliğindedir. Çoklu zeka teorisinin ileri sürdüğü zeka anlayışında anahtar sözcük “çoğul” dur; yani zeka çok yönlüdür. Ayrıca bir bireyin doğuştan getirdiği zekası iyileştirilebilir, geliştirilebilir ve değiştirilebilir; yani bir birey zeki olmayı öğrenebilir.

Gardner’ın ileri sürdüğü sekiz türdeki zeka alanları şunlardır:

Sözel-Dilbilimsel Zeka: Sözel zeka kelimelerle düşünme ve ifade etme, dildeki kompleks anlamları değerlendirme, kelimelerdeki anlamları ve düzeni kavrayabilme, şiir okuma, mizah, hikaye anlatma, gramer bilgisi, mecazi anlatım, benzetme, soyut ve simgesel düşünme, kavram oluşturma ve yazma gibi karmaşık olayları içeren dili üretme ve etkili kullanma becerisidir. Bu türdeki zeka, bir insanın kendi dilini gramer yapısına, sözcük dizimine, vurgusuna ve kavramları da kastettikleri anlamlarına uygun olarak büyük bir ustalıkla kullanmayı gerektirir. Dolayısıyla sözel-dil zekası, başkalarını bir işi yapmak için ikna etmek, başkalarına belli bir konuda bilgi sunmak, başkalarına belli bir işin nasıl yapılacağını açıklamak veya bir dil bilimci gibi dilin özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak gibi dil ile ilgili bütün faaliyetleri içerir.

Mantıksal-Matematiksel Zeka: Sayıları etkili bir şekilde kullanabilme ya da sebep sonuç ilişkisi kurarak olayların oluşumu ve işleyişi hakkında etkili bir şekilde mantık yürütebilme kapasitesidir. Bilimsel düşünme kavramıyla sıklıkla ifade edilmek istenen budur. Tümevarım ve tümdengelim yoluyla çıkarsamalarda bulunabilmeyi, ilişki ve bağlantıları kolayca bulabilmeyi gerektiren bir zeka alanıdır. Mantıksal – matematiksel zeka, mantıksal ilişkiler kurma, hipotezler üretme, problem çözme, eleştirel düşünme, bilginin parçaları arasında ilişkiler kurma becerisi gerektiren bir zeka alanıdır.

Görsel-Uzamsal Zeka: Nesneleri görebilme ve görselleştirme, zihinde çeşitli nesneler tasarlayabilme, farklılık ve benzerliklere duyarlılık, çeşitli şekil, biçim ve renkteki nesnelerle ilgide beceri gibi yetenekleri içeren bir zeka alanıdır. Bu zeka alanı, bir bireyin çevresini objektif olarak gözlemlemesi, algılaması ve değerlendirmesi ve bunlara bağlı olarak da dış çevreden edindiği görsel ve uzamsal fikirleri grafiksel olarak sergilemesi kabiliyetlerini içerir.

Müziksel-Ritmik Zeka: Sesler, notalar, ritimlerle düşünme, farklı sesleri tanıma, ve yeni sesler, ritimler üretme becerisidir. Bu zeka alanı bir bireyin müziksel olarak düşünmesi ve belli bir olayın oluş biçimini, seyrini veya düzenini müziksel olarak algılaması, yorumlaması ve iletişimde bulunması olarak da tanımlanabilir. Müziksel zekası güçlü olan insanlar, sadece müziksel eserleri kolaylıkla hatırlamakla kalmaz aynı zamanda olayların oluşumunu ve işleyişini müziksel bir dille düşünmeye, yorumlamaya ve ifade etmeye çalışırlar.

Bedensel-Kinestetik Zeka: Hareketlerle, jest ve mimiklerle kendini ifade etme, beyin ve vücut koordinasyonunu etkili bir biçimde kullanabilme becerisidir. Bedensel zeka alanı bir bireyin bir problemi çözmek, bir model inşa etmek veya bir ürün meydana getirmek için vücudun belli organlarını kullanabilme kapasitesidir. Bedensel-kinestetik zeka alanı koordinasyon, denge, güç, esneklik ve hız gibi bazı fiziksel yetenekleri ve bu yeteneklerin hepsinin bir arada işlemesini sağlayan devinimsel nitelikteki bazı özel becerileri de içermektedir.

Sosyal-Kişilerarası Zeka: Grup içerisinde işbirlikçi çalışma, sözel ve sözsüz iletişim kurma, insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlama, paylaşma, ifade edebilme, yorumlama ve insanları ikna edebilme becerisidir. Sosyal zeka bir kişinin çevresindeki insanların duygularını, isteklerini ve ihtiyaçlarını anlama, ayırt etme ve karşılama kapasitesi olarak da tanımlanabilir. Bu zeka alanı, bir insanın diğer insanların yüz ifadelerine, seslere ve mimiklere olan duyarlılığı ve insanlardaki farklı özelliklerin farkına vararak onları en iyi şekilde analiz etme, yorumlama ve değerlendirme kabiliyetlerini içerir.

Kişisel-Öze Dönük Zeka: İnsanın kendi duygularını, duygusal tepki derecesini, düşünme sürecini tanıma, kendini değerlendirebilme ve kendisiyle ilgili hedefler oluşturabilme becerisidir. Kişisel – öze dönük zeka, bir kişinin kendisini tanıması ve kendisi hakkında sahip olduğu bu bilgi ve anlayış ile çevresinde uyumlu davranışlar sergileme yeteneği olarak da tanımlanabilir. Bu zeka alanı bir kişinin kendisini objektif olarak (kendisini güçlü ve zayıf olduğu yanları ile birlikte) değerlendirmesi, sahip olduğu duyguların, ihtiyaçların veya amaçların farkında olması, kendisini iyi disipline etmesi ve kendisine güvenmesi gibi yetenekleri içerir.

Doğacı-Varoluşcu zeka: Doğadaki tüm canlıları tanıma, araştırma ve canlıların yaratılışları üzerine düşünme becerisidir. Bu zekâ türü bir kişinin hayvanlar ve bitkiler gibi yaşayan canlıları tanıma, onları belli karakteristik özelliklerine bağlı olarak sınıflandırma ve diğerlerinden ayırt etme kabiliyeti veya dünya doğasına karşı aşırı ilgili ve duyarlı olma olarak tanımlanabilir. Doğacı zekası güçlü olan insanlar sağlıklı bir çevre oluşturma bilincine sahiptirler ve çevrelerindeki doğal kaynaklara, hayvanlara ve bitkilere karşı çok duyarlıdırlar.

Gardner’ın çoklu zeka kuramı hala gelişmekte olan bir modeldir ve Gardner en son olarak ruhsal (spiritual) zeka adını verdiği bir zeka boyutunu da aday zeka olarak modele yerleştirmiştir.

Çoklu Zekâ Teorisi farklı yeteneklere sahip olan öğrenciler için fazla bir şey ifade etmeyebilir. Ancak öğretmenlerin, öğrencileri ve onların yetenekleri konusundaki düşüncelerini etkileyebilir. Çoklu Zekâ Teorisi eğitimcilere ders programlarını öğrencileri sistem dışı bırakan matematiksel ve dilsel zekânın ötesine taşıma imkânı sağlar. Öğretmenlere hitap ettiği bilişsel yetenekleri anlamaları konusunda yardımcı olur. Teorinin en önemli etkisi, öğretmenlerin öğrencilerinin farklı yeteneklerini tanıyarak programlarını bu doğrultuda yapabilmelerini sağlamaktır. Öğretmenlerin, öğrencilerinin nasıl öğrendiklerini düşünmelerine ve anlamalarına imkân sağlar. Teoriyi eğitimde kullanan öğretmenler, ders programlarını farklı zekâ türlerine sahip olan öğrencilerine göre hemen genişletip farklı olanaklar sunabilirler. Bu durum farklı zekâ yapılarına sahip öğrencilere diğer öğrencilerle birlikte daha iyi öğrenme imkânları oluşturur.

Fakat bu noktada, teoriye yönelik uygulamalar ile özel eğitim uygulamalarını ayırt etmek gerekli olmaktadır. Öğretmen farklı zekâ yapılarına sahip olan öğrencilerinde derse katılımlarını sağlamak için ders programlarını geliştirir. Bu amaç doğrultusunda uygun araç kullanma ihtiyacı duyar, hatta uygun aracı kullanabilmek için programı geliştirmek gerekebileceğini düşünmek zorunda kalır. Çoklu Zekâ Teorisinin içinde yer almadığı bir programda başarısız görülerek sistem dışına itilen öğrenciler göz ardı edilebilir ve dolayısıyla kaybedilirler. Teorinin diğer bir faydası, değişik sunumların öğrencilerin farklı olan zekâlarını güçlendirmesidir. Farklı zekâ yapılarına sahip ve özel ilgi gerektiren öğrencilerin öğretmenleri, her öğrencinin matematiksel ve sözel zekâda aynı yeterliğe sahip olmadığını anlarlar.

Kaynak
Duygusal Zeka Ve Akademik Başarı Arasındaki İlişkiZeka İle İlgili Bazı KuramlarPsikolojik Testler Ve ZekaÇoklu Zekâ Teorisi ve Eğitimde Uygulamaları

Devamını Oku

Türk Edebiyatı’nın Unutulmaz Kadın Karakterleri

Türk Edebiyatı’nın Unutulmaz Kadın Karakterleri
1

BEĞENDİM

ABONE OL

1. Halide Edip Adıvar (1884 – 1964) – Handan

Halide Edip, henüz 17 yaşındayken matematikçi, bilim adamı Salih Zeki Bey’le 1901 yılında evlendi. Bu evlilikten 2 oğlu oldu. 1910 yılında Salih Zeki’nin çapkınlıkları nedeniyle boşandı. Ve bu mutsuz günlerini roman karakterleri üzerinden okurlarıyla paylaşacaktı.

Handan romanı 1912 yılında tefrika edildi. Büyük sükse yapan roman kızıl saçlı, gri gözlü bir kadının mutsuz aşklarının hikayesidir. Bu cesur aşk romanındaki Hüsnü Paşa, Salih Zeki’ye, Handan ise Halide Edip’e benziyordu. Romanda Hüsnü Paşa karısını sürekli aldatıyor, evliyken başka bir kadına evlenme teklif ediyordu. Halide Edip romanda Handan’ı yeğeninin kocası Refik’e, daha sonra felsefi sohbetlerle Fikret’ten okuduğu satırlarla sosyalist Nazım’a aşık eder.

halide edip adıvar

Halide Edip bir kadının cinsel arzu ve buhranlarını en açık haliyle yazarak okurları şaşırtmıştır. Nazım’ın evlenme teklifini reddedecek kadar da isyankar bir karakter yaratmıştır. O yıllarda Yakup Kadri “Bu romandan ziyade otobiyografiye benziyor” der. Yıllarca Halide Edip bunu kabul etmese de, çok sonra bir aile dostunun kızının sorusuna “Sus a canım!” diyerek gülerek yanıt verir.

“(…) Kibirden büyük acı var. (…) Vücudum o kadar senindi ki. Şimdi senin arkandan bakarken bütün bu korkunç, sonsuz bir toplam gibi birikmiş benliğimin seninle beraber gittiğini görüyorum. Sanmıyorum ki mezarda, seninle beraber yatacağımız mezarda bile sen benim, sonsuzluğa kadar benim oldun diye o ebedi huzur ve dinginliği duyayım!”

(Yeni evlendiklerinde Halide Edip ve Salih Zeki mezarda bile birlikte yatmak istediklerini söylemişlerdi.)

2. Sevgi Soysal (1936 – 1976) – Tante Rosa

Sevgi Soysal’ın sıradışı kimlik ve kişiliğe sahip kadın karakteri Tante Rosa… Bir kadının hayalperestliğini, yalnızlaşmasını, yabancılaşmasını, başkaldırısını, yerleşik düzene uymayışını feminist bir tutumla verir. 14 öyküden oluşur kitap, hepsi Tante Rosa’nın öyküsüdür. Anneannesinin, kendisinin, teyzesinin kadınsal sorunlarını ele almakla beraber, bu sorunları evrenselleştiren, bir kadının ince ve keskin duyarlılığını veren bir romandır Tante Rosa.

Kendisi “Tante Rosa ne büyükannem, ne teyzemin yaşantılarını anlatır. O büyükannemden başlayıp bende biten bir çizgidir” der. Soysal’ın romanda bazen kah anlayışlı davranıp, kah acımasızca dalga geçtiği Rosa ile kurduğu yoğun ilişki Tante Rosa kadar Sevgi Soysal’ı da tanıtır okura. Rosa’yla Soysal arasındaki en belirgin benzerlik ikisinin de eşlerini bırakmayı bilmesidir. Roman otobiyografik öğeler taşır.

sevgi soysal

“Bir elmanın bir meyve olduğu, bir babanın baba, bir savaşın savaş olduğu, bir gerçeğin gerçek olduğu, bir yalanın yalan olduğu, bir aşkın aşk olduğu, bir bıkmanın bıkma olduğu, bir başkaldırmanın bir başkaldırma olduğu, bir sessizliğin bir sessizlik olduğu, bir haksızlığın bir haksızlık olduğu, bir düzenin bir düzen ve bir evliliğin bir evlilik olduğu, olacağı günler gelecekti, inanıyordu Tante Rosa.”

3. Reşat Nuri Güntekin (1889 – 1956) – Çalıkuşu – Feride

Reşat Nuri’nin popüler klasiğe dönüşen romanı Çalıkuşu’nun ana karakteri Feride yeni kurulan Cumhuriyet’in yaratmak istediği ideal öğretmen, aşkından ölse bile gidebilme cesareti gösteren, batı eğitimi almış, ayakları üzerinde durabilen, tek başına Anadolu’ya gidip, öğretmenlik yapabilen hem hayatla hem taşrayla mücadele edecek cesarette bir kadındır. Feride, modernleşme sürecinde örnek bir kadın figür olmasının yanı sıra, Anadolu’da yalnız bir kadın olmasıyla özellikle o dönem içerisinde hem kamusal hem de özel alanda var olmasıyla önem arzeder.

Reşat Nuri, Cumhuriyet’e geçiş dönemini, Kurtuluş Savaşı’nı yaşamış, çocukluğunda babasının görevi nedeniyle, daha sonra da bir eğitimci olarak Anadolu’yu gezmiş. Bu nedenle roman, yazarın hayatından esintiler de taşır. Reşat Nuri bir erkeğin kalemiyle ama bir kadının gözünden olanları resmetmiştir. Roman 1922’de Vakit Gazetesi’nde tefrika edildi.

reşat nuri güntekin

“Binde bir içimde bir sevgi dalgası kabaracak olursa bu da ayrı bir felaketti. İnsan gibi sevmeyi, sevdiğimi güzel güzel okşamayı öğrenmemiştim. Sevdiğim insanın üstüne bir canavar yavrusu gibi atılır, kulaklarını ısırır, yüzünü tırmalar, tartaklaya tartaklaya şaşkına çevirirdim.”

“İstanbul da kalmama imkan yok efendim, mutlaka vilayetlerden birine gitmek mecburiyetindeyim.”

4. Mehmet Rauf (1875 – 1931) – Eylül – Suad

Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olarak kabul edilir. Yoğun ruh tahlilleri, doğa betimlemeleri yapılır. Fethi Naci, Cevdet Kudret’ten alıntılayarak roman karakterlerinden Necib’in duyguları ve hayatı ile Mehmet Rauf’un hayatı arasında büyük benzerlikler olduğunu ifade etse de Mehmet Rauf kendisiyle yapılan bir röportajda romanı Halit Ziya’nın başından geçen bir olaydan esinlenerek yazdığını söyler.

Roman aşk teması üzerine kuruludur. Süreyya ve Suad 5 yıllık evlidir. Süreyya’nın bir akrabası olan Necib’in Suad’a aşık olması ve bu aşkın Suad tarafından karşılık bulmasıyla dönülmez bir yola girer. Suad bağlı olduğu eşini düşünerek aşktan vazgeçme noktasına gelir, bu Süreyya’dan çekindiği için değil ince ruhu, iyi yüreğindendir. Suad aslında Necib’in aşkının mutluluğunu yaşamasına rağmen sadakatsizliği kendi kişiliğine ve yaşam algısına yakıştırmayan Suad, hiçbir zaman kocasına ihanet etmeyi düşünmez. Kitap 1901 yılında kitap halinde basılmıştır.

Halit Ziya da Rauf için “Mehmet Rauf roman ve öykülerinde kendi kişiliğini soyutlamamıştır” der.

mehmet rauf

“Buna sonbahar demişler…(…)  Malum ya Eylül hüzün ve yas ayıdır. Bu söz üzerine Suad’a, hayatının bu çağı, ömrünün, kadınlığının eylülü gibi geldi. Eylül! (…) Bir senedir onu harap eden endişelerin, acıların ne olduğunu artık iyice anlıyordu: ‘İşte benim Eylül’üm! diyordu.’ (…) Artık uyanmış tabiatın ruhunu görüyordu; yaprakların nasıl sararmış, birçoğunun düşüp çamurlarda çürümüş olduğunu görüyordu.”

5. Halit Ziya Uşaklıgil (1866 – 1945) – Aşk-ı Memnu – Bihter

Roman 1899’da tefrika edilmiş, 1923’te kitap olarak basılmıştır. Uzun süre, unutulmuş bir kitaptır. Sahaflarda bile bulmak zordur. Ta ki ilk kez televizyonda dizi yapılana dek.

Romanın ön plandaki kadın karakteri Bihter, sınıfsal ve maddi kaygıların etkisiyle yaptığı evlilikte bir süre sonra gerçek bir mutsuzluğun ve duygusal boşluğun içine düşer. Bu ruh haline bir de aynı çatı altında yasak aşk eklenince karşımıza acıları, hırsları, gelgitleriyle yalnız başına mücadele eden öfkeli ve öfkeli olduğu kadar kederli bir kadın çıkar.

Bihter bir kadının olabilecek en gerçek hallerinden biriyle çok katmanlı bir karakter olarak karşımıza çıkar. Bihter’in en büyük korkusu annesine benzemektir. Ama Oeidipus gibi kaderden kaçarken kadere daha da yaklaşmıştır. Halit Ziya bir söyleşisinde “Hiç şüphe yok ki hayat romanları değil, romanlar hayatları yapıyor” der.

Selim İleri, Kırık Deniz Kabukları kitabında Halit Ziya’nın intihar eden oğlu Halil Vedat’ın, Aşk-ı Memnu roman kahramanlarıyla nasıl benzer bir hayat yaşadığına dikkat çeker. Kimi zaman onu Beşir’e, kimi zaman da Behlül’e benzetir. Halit Ziya’nın Mai ve Siyah adlı romanındaki Ahmet Cemil ile oğlu Halil Vedat’ın kaderlerinin paralelliği dikkat çekicidir.

halit ziya uşaklıgil

“Kendisine, kendi güzelliğine gülüyor ve böyle istifade olunmamaya mahkum bu güzelliğe gülerken ağlamak istiyordu. Demek bundan sonra, evet bu gece, nihayet bir senelik saldırıdan sonra artık üstün olunamayan vücudunun gençlik isyanı her vakit böyle karşısına çıkacak, sevmek, kucaklamalar içinde mest olmak isteyen mustarip ruhu onu böyle hırpalayacak, ezecek ve bu güzellikler boş emeller içinde çırpına çırpına mahvolacaktı…”

6. İnci Aral (1944 – ) – Ölü Erkek Kuşlar – Suna

İnci Aral’ın bu kitabı 1991 yılında yayımlanan ilk romanıdır. 1992 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nü alır. Güçlü bir gözlem yeteneği olan Aral, gerçek hayattan beslenen romanlarıyla dış dünyadaki olay ya da kişileri aynen anlatmaz. Bunları yorumlar. Bu nedenle roman figürlerinin hiçbiri gerçek yaşamda tek bir insanın karşılığı değildir.

İnci Aral bir röportajında “Ölü Erkek Kuşlar bir ölçüde otobiyografik. İlk romanlarda görülen bir özellik. Ancak sonraki romanlarımda kendimden değil, yarattığım karakterlerden yola çıkmayı seviyorum” der.

Roman kadınların olduğu kadar erkeklerin de dünyasını aydınlattığı gibi, her iki cinse de eleştiriler vardır. Ölü Erkek Kuşlar kabaca bilinen aşk üçgenini anlatır. Suna evli olduğu Ayhan’ı sevmekle beraber, Onur’a da aşıktır. Her ikisini de kaybetmek istemez. Entellektüel olduğu halde düşüncelerini, hislerini, davranışlarını bir türlü dengeleyemez, yetiştirilme biçiminin etkisinden kurtulamaz. Suna içinde Su ve Na diye iki ayrı ruhun mücadelesiyle yıpranır. Su hayatını özveri üzerine kuran, kurulu düzen yanlısı, evcil, uysaldır. Na ise tutkulu, isyankar, hayalperest, bağımsız, bencil, başkaldırmaya hazır, romantiktir. Romanda Ayhan ve Suna’nın ilişkisi irdelenerek evlilik kurumu da sorgulanır.

inci aral

“Bana sevecenlikle karışık bir saygı ile yaklaşıyor, aramızdaki uzaklığı kim bilir nasıl bir önseziyle korumaya çalışırken zaman zaman yapay, abartılmış bir kayıtsızlığa düşüyordu. Anlıyordum ki, bana duyduğu ilgiden kendisi de ürküyor. Bunu bilinçle, yaşamına girmekte bunca gecikmiş birine sunabileceği tek duygu olan dostlukla perdelemeye çalışıyordu. Dostluğun tatlı ve avutucu güzelliğinin bir süre sonra Ayhan, ben ve kendisi için yürek yakan bir acıya dönüşmesine çok az bir zaman kalmıştı oysa.”

7. Adalet Ağaoğlu (1929 – ) – Ölmeye Yatmak – Aysel

Adalet Ağaoğlu’nun ilk romanıdır. 1973 yılında yayınlandı. Dar Zamanlar Üçlemesi’nin (Bir Düğün Gecesi, Hayır) ilk kitabıdır. Anlatı zamanı, akademisyen Aysel’in 1 saat 27 dakikalık süresini kapsar. Aysel’in bir otel odasında ölmeye yatışı ve geri dönüşlerle ölmeye yatıran süreç anlatılır.

Aysel, ailesi, toplumsal çevre arasında kalmışlığı, bunun ortaya çıkardığı sorunların ve çelişkilerin ardından Aysel’in içine düştüğü yalnızlık ve ilerleyen süreçte ise bir anlam arayışı içerisine girişi  ile bireyin yabancılaşması anlatılır. Aslında roman Aysel’in şahsi bunalımlarının yanında bir neslin hikayesidir. Aysel gelenek ve dayatılan yenilik arasında sıkışıp kalmıştır. Bir dönem aydınının yaşadığı sıkıntı Aysel içinde geçerlidir. Aysel ömrü boyunca varlık mücadelesi vermekten kendini insan olarak kabul ettirme savaşı verdiğinden benliğinin derinliğine uzanamamıştır.

Adalet Ağaoğlu bu ilk romanı için “Hayatımın bir evresini anlattım” der.

adalet ağaoğlu

“Her birimiz çekip gitmeden bir odada ölümle tokalaşmadan önce, kim hesabımızı kimden soracak? Vatana yararlı bir evlat olmak için onca iyi niyetin, inanmışlığın, saflığın sonunda bolca sol yayınlar biraz da masa altlarında kadın bacağı sıkıştırmaya gelinmişse, günü birliği pırıltılarla avunulmak için donatılmışsa her şeyler, bizim soracağımız ve bize de sorulacak sorular olmalı. En azından bir soru kalmalı geride. Bir soru deyip geçmemeli. Kişiyi düşünmeye zorlayan bir şeydir küçük bir soru.”

8. Suat Derviş (1903 – 1972) – Fosforlu Cevriye – Cevriye

Suat Derviş, yeni kuşaklarımızın maalesef ismini hatırlamadığı bir edebiyatçımızdır. Kendisini Reşat Fuat’ın karısı diye takdim edenlere “Ben Suat Derviş’im. Kimsenin karısı olarak yad edilmem” diyerek dönemine göre çok ileri bir bakış açısına sahiptir.

Suat Derviş, duygularını dışarı yansıtmayan bu güçlü yanını romanlarındaki kadın karakterlere de giydirmiştir. Nazım Hikmet’le arkadaşlıkları sırasında Nazım’ın aşkına karşılık vermese de, Nazım Hikmet’le dostlukları hep sürdü. Hatta Gölgesi şiirini, Nazım Hikmet, Suat Derviş’e yazmıştır:

Ağlasada gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.

Cevriye Galata’da yaşayan bir fahişedir. Öteki olarak konumlandırılan kadınlardandır. Kimsesizdir, gizemli bir adama aşıktır. Çünkü onu hastayken evine götürmüş, şefkatle davranıp, hiçbir şey beklemeden, insan gibi davranmıştır. Bu adam polisten kaçar, saklanmak zorundadır. Eser boyunca adı açıklanmaz. Bu adamın, Nazım Hikmet olduğu söylense de Zihni Anadol “Nazım değil, son eşi Reşat Nuri Baraner. Suat Abla söyledi demiştir”. 

Suat Derviş’in diğer romanlarında da kendi karakterinden izler vardır, çünkü çoğu yaşamlarını değiştirecek cesarete sahip güçlü kadınlardır.

suat derviş

“Cevriye’nin bütün hayatı esasen, tanınmayan, uzak, yabancı ve meçhul insanların, hüviyetleri bilinmeyen kimselerin arasında geçmişti. (…) yolunun üstüne çıkanlar sadece insanlardı.  Ve sadece insan olmaları Cevriye için yeterdi.”

“Cevriye, insanları ve yaşamı sever, dünyaya yıldızlardan geldiğine inanır. Bu güzel yıldızları görünce (…) onlardan inmiş  olmak hoşafıma gidiyor. Değil mi ama abi?…Mantar değilim ki yerden biteyim.”

9. Vedat Türkali (1919 – ) – Bir Gün Tek Başına – Günsel

Roman, 1974 yılında yayınlandı. Yazarın ilk romanıdır. 1974 Milliyet Roman Ödülü’nü, 1975 Orhan Kemal Roman Ödülü’nü aldı. Roman İstanbul’da 1959 sonbaharında başlayıp 27 Mayıs 1960 İhtilali’nden bir gün önce biter.

O yılların buhranını, siyasal, kültürel çelişki ve çıkmazlarını bir aşk hikayesi ile sunuyor. Kenan Nerminle evli ve çocuğu vardır. Günsel ile tanışır, aşık olur, bu aşk vazgeçilmez bir tutkuya dönüşür. Günsel devrimci, cesur, atılgan, mücadeleci, ödün vermeyen bir üniversite öğrencisidir. Ağabeyinin yaşadıkları ve inandıklarıyla büyümüş, inandıkları uğrunda yılmayacak bir ruha sahiptir. Birbirleri için imkansız olduklarını bilse de Kenan’dan vazgeçemez. Kenan, kitap boyunca Günsel’e duyduğu aşktan, Nermin’e duyduğu arzudan vazgeçemez. 68 ruhu her ikisinde de vardır. Ama Günsel ne kadar cesursa, Kenan da o kadar korkaktır.

Romanın Nazım Hikmet’in Benerci Niçin Kendini Öldürdü şiiri ile benzerlikleri bir hayli fazladır. Her ikisinin de temel sorusu şudur: Mücadelenin içinde mi kalmak mı, yoksa dışında mı olmak mı daha çekilmez, daha ölümcüldür?

Zaten Vedat Türkali, “Nazım Hikmet’in şiirde yaptığını ben romanda yapmak istedim” demiştir.

vedat türkali

“… Mutluluk da yorar insanı. Pırıl pırıl bir ırmakta yüzüyorsun, mutluluk dediğin bu. Bir kıyıda, bir dönemeçte arada bir ortaya çıkıveren pis bulanık akıntılardan uzaklaşacaksın, güçlü kulaçlar atman gerek. Sık sık oldu mu yoruluyor insan. Timsahlar, su aygırları, ağulu yılanlar da var ırmakta. Ne çok düşmanı var mutluluğun…”

10. Peyami Safa (1899 – 1961) – Sözde Kızlar – Mebrure

1923 yılında basılan roman yazarın ilk romanları arasındadır. Mütareke yıllarında toplumun üst kesiminin yaşadığı ahlaki çöküşü anlatmaktadır.

Mebrure, iyi eğitim görmüş, sevgi dolu, milli duyguları yoğun, muhafazakar bir genç kızdır. Anadolu’dan İstanbul’a babasını aramak için gelmiştir, ama tekrar Anadolu’ya dönüp orada yaşamak ister. Çünkü İstanbul’daki, lüks, eğreti hayatı sevmemiştir. Romanlardaki karakterler o dönemin koşullarına uygun olarak yaratılırlar. Peyami Safa’nın tüm romanlarında yanlış batılılaşma, bunun sonunda değişen insanları görürüz.

Bu romanında da kadın karakterler çok sayıdadır. Bunların bir kısmı olmaması gereken karakterlerdir, olması gereken kadın karakter ise Mebrure’dir. Oysa Peyami Safa bohem bir hayatın içindeydi ki, Bir Tereddüdün Romanı adlı eserinde daldığı bu bohem hayatı anlattı. Roman kahramanı bir yazardı yani kendisi. Fikret Adil de Asmalımescit 74 kitabında, takma isimle de olsa kokain kullandığı arkadaşlarını, bohem hayatlarını anlatır. Kimler mi, Peyami Safa, İbrahim Çallı, Necip Fazıl, Elif Naci, Mesut Cemil…

peyami safa

“Behiç’in tasavvur ettiği tatlı istikbal vaadi şöyle bir şeydi: Mebrure’ye servetinin yarısını verecek, evlenecekler, hemen Anadolu’ya gidecekler, en güzel şehirde, en güzel çiftliği satın alacaklar, genç kızın babasını da arayıp bulacaklar, çiftliğe getirecekler, senelerce yahut Mebrure ne kadar isterse orada yaşayacaklar ve bu mütereddi ahlaksız düşkün İstanbul muhitlerinden uzaklaşacaklar…”

Kaynak
turkoloji.edu.com, İpek Çalışlar – Halide 93, Ayrıntı Dergisi, Ğ kadın karakterler, jasstudies.com

Devamını Oku

Hz. Muhammed’in Peygamberliği

Hz. Muhammed’in Peygamberliği
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Son dönemde, Allah’ı ve peygamberliği inkâr eden söylemler, özellikle sosyal medya aracılığıyla yaygınlaştırılmakta ve bu propagandalar, sağlam bir ilmî altyapıya sahip olmayan gençleri etkilemektedir. Daha önce yayımladığımız İnanıyorum Çünkü adlı eserimizde Allah’ın varlığını bilimsel delillerle ortaya koymuştuk. Bu çalışmamızda ise, Allah’ın varlığını kabul ettiği hâlde peygamberliği reddeden düşüncelere karşı, İslâm’ın temel inançlarından biri olan peygamberlik hakikatini ele alıyoruz.
Bu kitap, doğrudan inkârcı söylemleri tanıtmak veya onların görüşlerini anlatmak için değil, inkâr edilen hakikatleri ispat etmek için kaleme alınmıştır. Konular, aklî ve naklî deliller çerçevesinde, sağlam bir metodoloji ile ele alınmış ve okuyucuya sahih bir bakış açısı sunulmuştur.
Kitap dört ana bölümden oluşmaktadır:
• Birinci bölümde peygamberliğin zorunluluğu ele alınarak, Allah’ın insanlığa peygamber göndermesinin ilahî bir gereklilik olduğu üzerinde durulmuştur.
• İkinci bölümde Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğini ispat eden sekiz temel delil detaylandırılmıştır.
• Üçüncü bölümde ise, bazı kesimlerin Hz. Peygamber’in (s.a.v.) çok evliliğine dair eleştirilerine cevap verilmiş, ayrıca yabancı yazarların onun hakkında dile getirdiği görüşlere yer verilmiştir.
• Dördüncü bölümde ise, İslâm dünyası ile Batı medeniyeti karşılaştırılarak, İslâm’ın üstünlüğü nazara verilmiş, İslâm’ın getirdiği ahlakî ve ilmî prensiplerin toplumlar üzerindeki dönüştürücü etkisi ele alınmıştır.
Çalışmamızda, delillerin güvenilirliğini pekiştirmek amacıyla, yalnızca İslâmî kaynaklara değil, aynı zamanda Müslüman olmayan yazarların eserlerine de müracaat edilmiştir. Böylece, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) peygamberliğinin dost ve düşman her kesim tarafından tasdik edildiği ortaya konmuştur.
Bu eser, peygamberlik hakikatine dair zihinlerde oluşan sorulara doğru bir perspektiften cevap verirken, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvetini inkâr eden söylemlere karşı ilim ve hikmetle inşa edilmiş bir kalkan niteliğindedir. Aynı zamanda, İslâm’ın insanlığa kazandırdığı değerleri ve Batı medeniyeti karşısındaki üstünlüğünü vurgulayarak, okuyucuyu derin bir tefekküre davet etmektedir.

Devamını Oku

Arşimet: Antik Yunan’ın En Büyük Bilim İnsanı Hakkında Her Şey

Arşimet: Antik Yunan’ın En Büyük Bilim İnsanı Hakkında Her Şey
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Arşimet (MÖ 287-212), antik Yunan’ın en ünlü matematikçi ve mucidi olarak kabul edilir. Geometri, aritmetik, mekanik, hidrostatik ve astronomi alanlarında önemli çalışmalar yapan Arşimet, modern hesaplamalı matematiğin ve fiziksel fenomenlerin matematiksel analizinin öncüsüdür. Ayrıca halen kullanılan birçok icadın (örneğin Arşimet vidası) mucididir.

Arşimet: Antik Yunan’ın En Büyük Bilim İnsanı
Arşimet, Giuseppe Nogari’nin tuval üzerine yağlı boya tablosu, 18. yüzyıl; Moskova’daki Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi’nde.

Arşimet’in Hayatı

Arşimet MÖ 287 yılında Sicilya’nın Siraküza kentinde doğdu. Babasının adının Fidias olduğu ve bir astronom olduğu biliniyor. Ailesinin Siraküza’nın yöneticisi II. Hiero ile akraba olduğu da iddia ediliyor. Arşimet küçük yaşlarda matematiğe ilgi duydu ve eğitimini geliştirmek için Mısır’a gitti. Burada ünlü matematikçi Öklid ile tanıştı ve onun öğrencisi oldu. Mısır’da kaldığı süre boyunca Nil Nehri’nin taşmasını önlemek için bir su seviyesi ölçme sistemi tasarladı.

Arşimet eğitimini tamamladıktan sonra Siraküza’ya döndü ve burada matematik ve mühendislik alanlarında çalışmalar yaptı. II. Hiero’nun danışmanı ve dostu oldu ve onun için birçok icat yaptı. Bunlardan en ünlüsü, II. Hiero’nun altından bir taç yaptırması ve bunun gerçekten altından olup olmadığını öğrenmek istemesi üzerine Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini keşfetmesi ve taçtan kesinti yapmadan yoğunluğunu ölçmesidir. Bu olay, Arşimet’in banyoda bu fikri bulduktan sonra “Eureka!” (Buldum!) diye bağırarak çıplak koşması şeklinde anlatılır.

Arşimet MÖ 212 yılında Siraküza’nın Roma tarafından kuşatılması sırasında öldü. Kuşatma boyunca, Siraküza’yı savunmak için birçok makine tasarladı ve inşa etti. Bunlar arasında ok atan, taş fırlatan, gemileri havaya kaldıran ve yakıcı aynalar kullanan mekanizmalar vardı. Arşimet’in bu makineleri sayesinde Siraküza uzun süre direndi, ancak sonunda Roma askerleri şehre girdi. Arşimet o sırada geometrik problemler üzerinde çalışıyordu ve Roma askerlerinden rahatsız olmamalarını istedi. Ancak bir asker onu tanımadan öldürdü. Arşimet’in son sözleri “Çizgilerimi bozma!” (Noli turbare circulos meos!) oldu.

Arşimet’in mezarı Siraküza’da bulundu. Mezar taşında, Arşimet’in en sevdiği buluşu olan bir küre içine yerleştirilmiş bir silindirin resmi vardı. Bu resim, Arşimet’in kürenin ve silindirin hacimleri ve yüzey alanları arasındaki orantıyı bulduğu teoremini simgeliyordu.

Arşimet’in Eserleri

Arşimet: Antik Yunan’ın En Büyük Bilim İnsanı
Arşimet Kimdir? Antik Yunan’ın Matematik ve Mühendislik Harikalarını Keşfedin

Arşimet hayatı boyunca birçok kitap, mektup ve diğer metin yazdı. Bu eserlerde geometri, aritmetik, mekanik, hidrostatik ve astronomi gibi alanlarda yaptığı çalışmaları anlattı. Arşimet’in eserlerinin çoğu Yunanca yazılmıştır, ancak bazıları da Latince’ye çevrilmiştir. Arşimet’in eserlerinin bir kısmı kaybolmuştur, ancak bazıları günümüze ulaşmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Ölçme Üzerine (De Mensura Circuli): Bu eserde Arşimet, pi sayısının değerini yaklaşık olarak hesaplamıştır. Pi sayısını 3 1/7 ile 3 10/71 arasında bir değer olarak vermiştir. Ayrıca dairenin çevresinin çapına oranının pi sayısına eşit olduğunu kanıtlamıştır.
  • Küre ve Silindir Üzerine (De Sphaera et Cylindro): Bu eserde Arşimet, kürenin ve silindirin hacimleri ve yüzey alanları arasındaki orantıyı bulmuştur. Kürenin hacminin silindirin hacminin 2/3’üne eşit olduğunu, kürenin yüzey alanının silindirin yüzey alanının 2/3’üne eşit olduğunu göstermiştir. Ayrıca kürenin yüzey alanının çapının karesinin 4/π katına eşit olduğunu kanıtlamıştır.
  • Spiraller Üzerine (De Spiribus): Bu eserde Arşimet, spiral eğrisinin özelliklerini incelemiştir. Spiral eğrisi, bir noktanın sabit bir noktadan eşit açılarla dönerken eşit uzaklıklarla uzaklaşmasıyla oluşan eğridir. Arşimet, spiral eğrisinin uzunluğunu, alanını ve eğimini hesaplamıştır. Ayrıca spiral eğrisinin üzerindeki noktaların koordinatlarını bulmuştur.
  • Koni Kesitleri Üzerine (De Conoidibus et Sphaeroidibus): Bu eserde Arşimet, koni kesitleri olarak bilinen parabol, hiperbol ve elips gibi eğrilerin hacimlerini ve yüzey alanlarını bulmuştur. Koni kesitleri, bir koninin farklı açılarda kesilmesiyle oluşan eğrilerdir. Arşimet, koni kesitlerinin hacimlerinin ve yüzey alanlarının koninin yüksekliği ve taban çapı ile nasıl ilişkili olduğunu göstermiştir.
  • Kum Sayısı (Psammites): Bu eserde Arşimet, çok büyük sayıları ifade etmek için bir yöntem geliştirmiştir. Evrenin içindeki kum tanesi sayısını hesaplamak istemiştir. Bunun için sayı sistemini genişletmiş ve 10^8’den büyük sayıları yazabilmek için yeni semboller kullanmıştır. Arşimet’in yöntemiyle 10^63’e kadar olan sayıları yazmak mümkündür. Arşimet, evrenin içindeki kum tanesi sayısının 10^63’ten küçük olduğunu tahmin etmiştir.
  • Yüzen Cisimler Üzerine (De iis quae in aqua vehuntur): Bu eserde Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini ve yüzen cisimlerin dengesini açıklamıştır. Arşimet, suyun kaldırma kuvvetinin yüzen cismin yer değiştirdiği suyun ağırlığına eşit olduğunu bulmuştur. Ayrıca yüzen cismin ağırlık merkezinin ve kaldırma kuvvetinin uygulandığı noktanın konumuna göre cismin nasıl yüzdüğünü veya battığını göstermiştir.

Arşimet’in eserleri matematik ve fizik alanlarında büyük önem taşımaktadır. Arşimet’in bulduğu teoremler, yöntemler, formüller ve problemler halen kullanılmakta ve incelenmektedir. Arşimet’in eserleri aynı zamanda antik Yunan dünyasının bilimsel düzeyini ve kültürünü de yansıtmaktadır.

Arşimet’in Buluşları

Arşimet’in Buluşlarından Biri Arşimet vidası
Arşimet vidası

Arşimet sadece matematikçi ve fizikçi değil, aynı zamanda mucit ve mühendis de idi. Arşimet birçok icat yapmış ve tasarlamıştır. Bu icatların bazıları pratik amaçlarla, bazıları ise teorik ilgiyle yapılmıştır. Arşimet’in buluşlarının bazıları şunlardır:

  • Arşimet Vidası: Bu icat, suyu veya diğer sıvıları yukarı doğru taşıyan bir vidalı mekanizmadır. Arşimet vidası, bir borunun içine yerleştirilmiş ve bir ucundan döndürülen bir vidadan oluşur. Vida döndürüldükçe, borunun altındaki sıvı vida üzerinde yükselir ve borunun üstünden akar. Arşimet vidası, sulama, atık su arıtma, tahıl taşıma gibi alanlarda kullanılır.
  • Arşimet Prensipleri: Bu icat, suyun kaldırma kuvvetini ve yüzen cisimlerin dengesini açıklayan bir fiziksel yasadır. Arşimet prensipleri, gemi, denizaltı, sıcak hava balonu gibi araçların tasarımında ve çalışmasında önemli rol oynar.
  • Arşimet’in Kaldıraçları, Makaraları ve Palangaları: Bu icatlar, kuvveti arttırmak veya yönünü değiştirmek için kullanılan mekanik sistemlerdir. Arşimet kaldıraç, makara ve palanga gibi basit makineleri kullanarak ağır cisimleri kaldırabileceğini veya hareket ettirebileceğini göstermiştir. Arşimet’in ünlü sözü “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım” (Dos moi pou sto, kai tan gan kinaso) bu icatlarla ilgilidir. Arşimet’in kaldıraç, makara ve palanga gibi mekanik sistemleri halen inşaat, endüstri, ulaşım gibi sektörlerde yaygın olarak kullanılır .
  • Arşimet’in Ateşi: Bu icat, düşman gemilerini yakmak için güneş ışığını yansıtan aynalar kullanan bir silahtır. Arşimet’in ateşi, Siraküza’nın Roma tarafından kuşatılması sırasında kullanılmıştır. Arşimet’in ateşi, güneş ışığını odaklayarak gemilerin ahşap malzemelerini tutuşturmuştur. Arşimet’in ateşi, antik dünyanın en ileri teknolojik silahlarından biri olarak kabul edilir .

Arşimet’in buluşları hem antik hem de modern dünyada büyük etki yaratmıştır. Arşimet’in buluşları sayesinde insanlık suyun kaldırma kuvvetini anlamış, sıvıları taşımanın kolay bir yolunu bulmuş, ağır cisimleri kaldırmanın veya hareket ettirmenin yöntemlerini geliştirmiş ve güneş enerjisinden faydalanmanın yollarını keşfetmiştir.

Arşimet’in Buluşlarının Günümüzdeki Kullanım Alanları

Arşimet’in Buluşlarının Günümüzdeki Kullanım Alanları
SeaWorld Macera Parkı’ndaki (San Diego, Kaliforniya, ABD) iki Arşimet vidası, Shipwreck Rapids su yolculuğu için suyu kaldırmak için kullanılıyordu.

Arşimet’in yaptığı icatların ve geliştirdiği tekniklerin modern dünyada nasıl uygulandığı, faydalandığı ve geliştirildiği hakkında bilgiler içerir. Örneğin:

  • Arşimet Vidasının Günümüzdeki Kullanım  : Arşimet vidası günümüzde sulama, atık su arıtma, tahıl taşıma gibi alanlarda kullanılır. Ayrıca Arşimet vidası, yenilenebilir enerji üretiminde de kullanılır. Örneğin, rüzgar türbinleri veya hidroelektrik santrallerde Arşimet vidası kullanarak suyu yukarı doğru pompalamak ve daha sonra elektrik üretmek mümkündür.
  • Arşimet Prensiplerinin Günümüzdeki Kullanım Alanları: Arşimet prensipleri günümüzde gemi, denizaltı, sıcak hava balonu gibi araçların tasarımında ve çalışmasında önemli rol oynar. Ayrıca Arşimet prensipleri, hidrostatik basınç ölçme cihazları, su altı robotları, su altı araştırmaları gibi alanlarda da kullanılır.
  • Arşimet’in Kaldıraçlarının, Makaralarının ve Palangalarının Günümüzdeki Kullanım Alanları: Arşimet’in kaldıraç, makara ve palanga gibi basit makineleri günümüzde inşaat, endüstri, ulaşım gibi sektörlerde yaygın olarak kullanılır. Ayrıca Arşimet’in kaldıraç, makara ve palanga gibi mekanik sistemleri, spor aletleri, asansörler, vinçler, bisikletler gibi araç ve gereçlerin tasarımında ve çalışmasında da önemli rol oynar.
  • Arşimet’in Ateşinin Günümüzdeki Kullanım Alanları: Arşimet’in ateşi günümüzde askeri bir silah olarak kullanılmamaktadır. Ancak Arşimet’in ateşi, güneş enerjisini odaklayarak ısı veya elektrik üretmek için kullanılabilir. Örneğin, güneş fırınları, güneş termal santralleri, güneş su ısıtıcıları gibi sistemlerde Arşimet’in ateşi benzeri bir yöntem kullanılır.

Arşimet’in buluşlarının günümüzdeki kullanım alanları, Arşimet’in yaptığı icatların ve geliştirdiği tekniklerin ne kadar ileri görüşlü ve yaratıcı olduğunu göstermektedir. Arşimet’in buluşları sayesinde modern dünyada birçok alanda kolaylık, verimlilik ve yenilik sağlanmaktadır.

Arşimet’in Mirası

Arşimet: Antik Yunan’ın En Büyük Bilim İnsanı
Antik Yunan’ın En Büyük Bilim İnsanı Arşimet: Hayatı, Eserleri, Buluşları ve Mirası Hakkında Her Şey

Arşimet, antik Yunan’ın en büyük bilim insanı olarak kabul edilir. Matematik ve fizik alanlarında yaptığı çalışmalarla insanlığın bilgisini arttırmış ve ilerletmiştir. Arşimet, aynı zamanda birçok icat yapmış ve mühendislik becerilerini göstermiştir. Arşimet, hem antik hem de modern dünyada saygı ve hayranlık uyandırmıştır. onun mirası, tarihte, sanatta, kültürde ve bilimde iz bırakmıştır.

Sonuç

Arşimet, antik Yunan’ın matematik ve mühendislik dehası olarak tarihe geçmiştir. Ayrıca, geometri, aritmetik, mekanik, hidrostatik ve astronomi gibi alanlarda birçok çalışma yapmış ve önemli teoremler, yöntemler, formüller ve problemler bulmuştur. Aynı zamanda birçok icat yapmış ve tasarlamıştır. Arşimet vidası, Arşimet prensipleri, Arşimet’in kaldıraçları, makaraları ve palangaları, Arşimet’in ateşi gibi buluşlar hem antik hem de modern dünyada büyük etki yaratmıştır.

Arşimet, bilim ve teknoloji alanlarında insanlığın bilgisini arttırmış ve ilerletmiştir. Aynı zamanda yaratıcılık, merak, tutku ve azim gibi değerleri de temsil etmiştir. Arşimet, hem antik hem de modern dünyada saygı ve hayranlık uyandırmıştır. Arşimet’e atfedilen anekdotlar, efsaneler ve anıtlar da onun kültürel mirasını göstermektedir.

Arşimet, insanlık için büyük bir örnek ve ilham kaynağıdır. Arşimet’in hayatı, eserleri, buluşları ve mirası bize bilimin güzelliğini ve önemini hatırlatmaktadır.

Arşimet’in sözleriyle makaleyi bitirelim: “Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım.” (Dos moi pou sto, kai tan gan kinaso)

Kaynakça

  • Arşimet Vidası. (2023, Nisan 5). Vikipedi, özgür ansiklopedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ar%C5%9Fimet_vidas%C4%B1
  • Arşimet Prensibi. (2023, Nisan 5). Vikipedi, özgür ansiklopedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ar%C5%9Fimet_prensibi
  • Arşimet. (2023, Nisan 5). Vikipedi, özgür ansiklopedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Ar%C5%9Fimet
  • Kaldıraç. (2023, Nisan 5). Vikipedi, özgür ansiklopedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kald%C4%B1ra%C3%A7
  • Makara. (2023, Nisan 5). Vikipedi, özgür ansiklopedi. https://tr.wikipedia.org/wiki/Makara
Devamını Oku