Son Kiraz Çiçeği

Son Kiraz Çiçeği Livaneli’nin sesi dolarken odaya, yorgun argın sustum. İşten gelmişim; hayatın o bitimsiz rutini beni benden alıp bir köşeye fırlatmış gibi. Anladım o an: son ağladığım gün, aşkın o yavaş, o sıcak rengi çekilip gitmiş. Ben onu öptüm... Baharın koynunda açan bir kiraz çiçeği gibi, taze bir tomurcuğun ürkekliğiyle öptüm. Ama yalnız onu değil; masmavi göğü, kara toprağı, ağlamaktan buğulanan o canım cam kenarlarını, geceleri sığınıp derdimi anlattığım o balkonları da... Hepsini, her şeyi son kez öptüm. Sanırım hepimiz o gün öldük, o kiraz dalı kırıldığı an. Ve ertesi sabah yepyeni, buz gibi bir düzene uyandık. Daha yaşlı bir sabaha, daha hızlı, daha hissiz bir zamana... Acımanın yasaklandığı, her şeyin çarçabuk geçiştirildiği o garip boyuta. Artık aşklar yok orada; yalnızca hıza yetişen adımlar var. Ve biz, o sıcak, sade dünyadan kopup gelenler, şimdi bu yeni boyutta ceplerinde paslı bir özlem taşıyan, hayatın anlamını arayan gölgeleriz. Sustu işte... Ne kiraz çiçeği kaldı, ne o balkonlar. Sadece Zülfü’nün sesi ve benim, yavaş yavaş kaybolan o eski halim. Meltem Yalçın #Şiir #zaman #aşk #gençlik #yaşlılık #rutin #unutulmuşluk