İnsanın Kendine Açtığı Savaş
Sanki biri ruhumdan küçük bir parçayı alıp bir masanın üstünde unutmuştu. Yıllar sonra öğrendim. Çok stres yaşadım. Kendimi dar bir ayakkabının içinde saatlerce yürütür gibi sıktım. Sonra bir gün akşamüstü bir mutfakta çay demlerken düşündüm: Hayat o kadar değersiz bir şey değil. Ne oldu da ben ona “boş ver” diyecek kadar yorgun düştüm? Güzelim hayatım… Ne oldu sana? Bazen şimdi her şey bir televizyon programı gibi geliyor. Birileri bizi izliyormuş da biz rol yapıyormuşuz gibi. İnsanlar konuşuyor ama sözler biraz ezber. Herkes bir yerlere yetişiyor ama kimse gerçekten gitmiyor. Her şey
Antikorlarım
kendi bedenime savaş açmış.
Doktorun masasındaki kâğıtta
ince bir yazıyla duruyordu kelime:
Hashimoto.
O an tuhaf bir şey anladım.
Meğer insan
kendine de saldırabiliyormuş.
Ben yıllardır
kendime sert davranırken,
kendime kızarken,
kendimi suçlarken
bedenim de bana katılmış.
Boğazım düğümlendi.
Çok üzüldüm.
Bilmiyorum.
Başka türlü olabilir miydi her şey?
Belki
orada bırakmayabilirdim kendimi.
İkiye bölüp
en hassas yerimi
bir sandalyenin sırtına asılmış
ince bir hırka gibi
orada unutmayabilirdim.
Ama insan
kendini taşımak ağırlaşınca
nasıl yürür hayatta?
Bir yerden sonra
kendi kalbin bile
insana fazla gelir.
Ben de bıraktım.
Yıllar önce.
Sessizce.
Orada bıraktığım parça
en hassas, en alıngan parçamdı.
Hayata tutunmaya çalışan,
seveni insana çabuk bağlanan,
çabuk inanan.
Aşka kolay düşen,
hayata bütün kalbiyle sarılan
ama bir o kadar da
kolay incinen.
Onu orada bıraktım.
Çünkü bana ağırlık yapıyordu.
Adeta paçamdan tutup
“gitme” diyen bir çocuk gibi
geri çekiyordu beni.
Kimse fark etmedi.
Otobüsler yine geçti sokaktan.
Balkonda çamaşırlar kurudu.
Çaydanlıklar kaynadı mutfaklarda.
Hayat
küçük seslerle devam etti.
Ama içimde
eksik bir yer vardı.
Sanki biri
ruhumdan küçük bir parçayı alıp
bir masanın üstünde unutmuştu.
Yıllar sonra öğrendim.
Çok stres yaşadım.
Kendimi dar bir ayakkabının içinde
saatlerce yürütür gibi sıktım.
Sonra bir gün
akşamüstü bir mutfakta
çay demlerken düşündüm:
Hayat
o kadar değersiz bir şey değil.
Ne oldu da
ben ona
“boş ver” diyecek kadar
yorgun düştüm?
Güzelim hayatım…
Ne oldu sana?
Bazen şimdi
her şey bir televizyon programı gibi geliyor.
Birileri bizi izliyormuş da
biz rol yapıyormuşuz gibi.
İnsanlar konuşuyor
ama sözler biraz ezber.
Herkes bir yerlere yetişiyor
ama kimse gerçekten gitmiyor.
Her şey
çok hızlı akıyor.
Ve ben bazen
bir sandalyeye oturup
şunu düşünüyorum:
Yıllar önce
orada bıraktığım şey
gerçekten kayboldu mu,
yoksa hâlâ
sessizce beni mi bekliyor?
Belki bir gün giderim.
Bir masanın kenarında
unutulmuş bir eşya gibi
onu alırım.
Tozunu üflerim.
Ve o zaman anlarım:
İnsan bazen
kendini bırakarak değil
kendine geri dönerek
büyür.
Meltem Yalçın
#Hashimoto
#otoimmünhastalık
#stresvehastalık
#kendinibulmak
#içseldönüşüm
#hayatüzerineyazı
#modernşiir
#ruhvebedenilişkisi
#iyileşmesüreci