Eskiden Çok Ciddiye Alırdım

Eskiden Çok Ciddiye Alırdım Eskiden çok ciddiye alırdım her şeyi, Kelimeleri, yolları ve bitmeyecek sanılan aşkları. Annem beni dışarı gönderdiğinde kırılmayan bir gururla yürürdüm duvar kenarlarından, dikkatli… Gözüm arabalarda, aklım dünyanın ağırlığında. Annemin elinden aldığım o yumurtalı ekmeği dökmeden, düşürmeden babama götürmek, dünyanın en mühim vazifesiydi benim için. Sonra bir gün döndüm arkamı o koca kalabalığa. Baktım, milyarlarca insan gelmiş benden önce, milyarlarcası da sırasını bekliyor hayal kırıklıklarının. Bir el bulamadım tutacak, bir göz bulamadım sığınacak. Vazgeçtim o büyük ciddiyetten. Yoruldum ve usulca bıraktım yüklerimi. Ama bak, yine bahar geldi işte. Pazar torbalarından yayılan o taze koku, biberin yeşili, domatesin kırmızısı, hele o can erikleri, kirazlar, yeni dünyalar… Yine doldurdu mutfağın ortasını, çiçekli bir ağacın gölgesi gibi serildi odaya. Anladım ki hayat büyük kavgalarda değilmiş; özenle taşınan bir parça ekmekte, ve o taze meyvelerin kokusunda saklıymış anlam. Dünya dönüyor, varsın eskisi kadar acıtmasın canımızı. Bazı şeyler eksik kalsın, bazı insanlar yarım hatırlansın. Yine de bir mutfak ışığında, bir bahar sabahında, insan içinden usulca affedebiliyormuş hayatı. Meğer yaşamak her şeyi çözmek değilmiş; biraz eksik, biraz yorgun, biraz kırgın, ama hâlâ kiraz mevsimini sevecek kadar insan kalabilmekmiş. Meltem Yalçın #bahar #yük