Bir Daha Asla

Bir daha asla gelmeyecek günler var… Ne kadar istesen de geri dönmeyecek zamanlar. Bir daha o mavi camekânın kapısı çalınmayacak mesela. Babanın kucağında koca bir karpuzla içeri girdiği, çocuklarına Bakkalcı Bayram Amca’dan kocaman bir kutu gofret aldığı o akşamlar… Bir daha olmayacak. Kasketinin kenarı yağ lekesi olmuş, pantolonu motor yağıyla kirlenmiş hâliyle babanın… Zamanın sonsuz sandığın, akşamın hiç gelmeyecek gibi hissettirdiği o çocukluk… Bir daha yaşanmayacak. O insanlara duyulan sebepsiz güven, bir kapının önünde saatlerce süren sohbetler, çayın hep taze olduğu, kimsenin kimseye rol yapmadığı o sıcaklık… O samimiyet… Bir daha kurulmayacak. O oya örnekleri dolaşmayacak artık elden ele. O eski montlardan yapılan minderler soba kenarlarına konulmayacak. O soba, küçük bir çıra ateşiyle tutuşmayacak. Elinde bastonlarıyla, ağrıyan dizleriyle gelen büyük yengeler… Hiçbiri gelmeyecek artık. Annemin kızdığı, babamın bir türlü yaptıramadığı o banyo fayansları bile… Artık olmayacak. Hayatın içindeki o küçük detaylar vardı ya… Kimsenin fark etmeden yaşadığı ama yıllar sonra kalbe oturan… İşte onlar da artık yok. Ve kabul et… Bunların hiçbiri geri gelmeyecek. Ve Şimdi… Bu Çağın Gereği Şimdi… unut o soba dumanı kokan, ama bir o kadar da özgür ve ruhu olan günleri. Bu çağ başka bir şey istiyor senden. Git… o kusursuz görünen ama ruhu eksik minimalist evlerden birini kur. Duvarların eskisi gibi konuşmaz belki, ama fotoğraflar güzel çıkar. Akşam eve gelince tavuk göğsünü pişir, proteinini al, sporuna git. Bedenin bu çağa uyum sağlasın, ruhun ne yaparsa yapsın. Hayatını sadeleştir. Az eşya, az insan, az yük… Modern yalnız bir düzen kur ki kalabalığın içinde kaybolmayasın. Bol bol telefonuna bak ki o kaybolan şeylerin boşluğunu fark etmeyesin. Yağan yağmura aldırma. Dışarıdaki hayata da çok yaklaşma. Kahve makinesini çalıştır… o mekanik sesin içinde bir zamanlar gerçekten yaşadığın hayatın yerine geçen sessizliği dinle. Çünkü artık o kasketli babanın sesi yok. O kapı yok. O akşam yok. Ve bu çağda sana düşen… unutmak değil— alışmak. Yavaş yavaş. Sessizce. İçinden bir şey eksilerek. Çünkü bu çağın en büyük başarısı, sana neyi kaybettiğini unutturması değil; kaybettiğin şeyin yerine koyduğun plastik mutluluklara seni ikna etmesidir. Şimdi ışıkları söndür, telefonunun mavi ışığında kaybol ve o hiç gelmeyecek akşamların yasını, fark etmeden tutmaya devam et." Meltem Yalçın