AZUR’UN KALBİ
Bebek sahili kıyısında, güneşi her dâim huzurla karşılayan studio dairesinde hummalı bir çalışmanın içerisindeydik Atlas Azur ile. Her gün güneşi ve masmavi denizi kucaklayan küçük şirin bir balkonu vardı bu dairenin. İnsana çalışıyormuş değil de, derin mavi bir nefes aldırıyormuş gibi hissettiriyordu bu keyifli mekân. Tanıdık bir arkadaşımın vesilesi ile görüşmeye geldiğim bu minimal ama oldukça şık ve klas duran atölyede işe başlamam kolay olmuştu.
Eğitimini yurtdışında tamamlayıp yurda dönmüş olan Atlas Bey kendisine bu şık atölyeyi açmıştı. Benim görevim Atlas Azur'un gündelik ofis işlerine, evrak dosyalamaya yardımcı olmak, arta kalan vakitlerde de tasarım için gerekli aksesuarları hazırlamak, mücevherlerin sergilendiği vitrini düzenlemekti.
Dışarıdan bakıldığında oldukça cool mizaçlı birisi olarak görünüyordu Atlas. Ama içimden bir his bu yakışıklı adamın aslında o kadar da soğuk ve mesafeli birisi olmadığına inanıyordu.
Öyle etkileyici bir aurası vardı ki, kendisini gören herkesin tek bir ortak düşüncesi vardı: ''Adam Yunan heykeli gibi yakışıklı!''
Koyu kumral, uzun saçları omuzlarını okşuyormuşçasına dalgalanarak dökülüyordu her iki yanından. İş için çekimlere gittiğimiz, tasarım fuarlarına katıldığımız zamanlarda onu daha yakından gözlemleme şansım oluyordu. Bebek sahilinden denize üzerindeki pantolonla atladığına, ya da son sürat kaykaya binerek parkta çılgınca turlar attığına şahit olmuştum, hem de kaç kere.
23 yaşındaydım. Serseri bir aşkın peşinden kapılıp gidecek kadar da hülyalı. Tüm bu düşünceler içerisinde ofisin balkonundan denize dalıp gitmişken, Atlas Azur'un
''Lilâ, hadi hazırlan yeni mücevherlerimizin katalog çekimi için sahile iniyoruz.'' diye seslenişi ile birlikte daldığım rüyadan hızlıca uyandım. Bu yakışıklı adamın yüzüne gülümseyerek baktım ve ''Derhâl hazırlanıyorum Azur Bey''dedim.
Azur; ''Mavi Gökyüzü'' demekti.
Masmavi bulutsu gözleri kimi gün puslu kimi gün de parlak ışıklar saçarak parlıyordu. Onu böyle masalımsı bir ifade ile anmak, içimdeki ıssız kızın ruhuna da çok iyi geliyordu.
Kimi gün cool, kimi gün de çocuksu, deli dolu hallerine ayak uydurmak beni de medcezir denizinin tam ortasına atıyordu ama ben bu fırtınalı denizden oldukça memnundum.
İlk aşkımın patronum olmasının dışında bir sorun yoktu. Henüz o bunu bilmese de...
Azur ile birlikte ekipmanlarımızı alıp sahile indik. Bir plaj havlusunun üzerine serdiğim Azur'un yepyeni tasarımlarının çekimine başladı Azur. Onun sanatsal yeteneği gözlerimi daha da çok kamaştırıyordu , ona her baktığımda hayran olunacak yeni şeyler keşfetmek müthiş bir histi.
Yarım saatlik bir çekimden sonra, ''Bugünlük bu kadar yeter, hadi denize!''dedi Azur. Beklemediğim bir şeydi bu.
''Ah Azur!'' diye geçirdim içimden. Gol hiç beklemediğim bir yerden gelmişti.
''Ama Azur Bey''dedim titreyen sesimle. ''Nasıl olur? Hem mayom da yok yanımda. Siz yüzün, ben sizi beklerim sahilde.''
''Üzerindeki şort değil mi Lilâ? Bence yeterince hazırsın yüzmeye'' dedi ve cevap vermeme fırsat vermeden beni denizin kollarına çekti.
Tam anlamıyla deliydi bu adam. Yarım saat sonra sahile çıktığımızda, acıktığımızı hissettik ve Azur sahilde lahmacun satan bir adamdan ikimize lahmacun ve ayran aldı.
Hiç de klas bir hareket değildi doğrusu. Yunan heykeli Azur sahilde lahmacun yiyor. Gülümsedim sessizce.
Ekipmanlarımızı alıp studionun sokağına gelmiştik ki, Azur ''Bir dakika bekle beni '' dedi ve karşı kaldırıma geçti. Saçı sakalı birbirine karışmış bir kâğıt toplayıcısını kolundan tutup yanımıza getirdi az sonra. Onu da ofise çıkararak, telefonla yemek siparişi verdi önce. Adamcağız şaşkın bakışlarla ve biraz da utanarak yemeğini yerken, kulağıma gelen sesle yeniden hayretle dönüp Azur'a baktım.
''Metin Usta, traş takımını al ve hemen benim ofise gel'' dedi. Metin Usta, Azur'un özel berberiydi. Saçı sakalı birbirine karışmış misafirimizin saç sakal traşını da yaptırıp ofisten öyle yolcu etti Azur.
Bir kez daha hayran kalmıştım ona.Aklımdaki tüm kalıpları yıkan bu yakışıklı adam, bana her dâim umudu hatırlatıyordu. ''Mavi Gökyüzü'' gibi...
O esnada ofisteki radyoda çalan ‘’Hande Yener’’ şarkısı ise hislerimin adeta aynasıydı:
''Bu aşkın yolu belli, Hayal ettim seni. Beni sev, beni sev!
Yoluna yoluna, Delirdim uğruna!’’
SERPİL KAYA